mukadder

Son olarak odasına sığındı. Kapıyı kapattı. Sesleri duymaz, görüntüleri görmez oldu. Yemek yemez, içki içmez oldu. Dostundan kaçar, düşmanını bilmez oldu. Sığındığı son yerde de onu buldular. Yerini tespit ettiler. Bütün tanıklar dinlendi. Savunmalar alındı. Gereği düşünüldü. Hiçbir etki altında kalmadan bağımsız olarak karar verildi. Adam kapıyı açtı, içeri girdi ve tabancasını çıkararak ateş etti.

mukadder

Son olarak odasına sığındı. Kapıyı kapattı. Sesleri duymaz, görüntüleri görmez oldu. Yemek yemez, içki içmez oldu. Dostundan kaçar, düşmanını bilmez oldu. Sığındığı son yerde de onu buldular. Yerini tespit ettiler. Bütün tanıklar dinlendi. Savunmalar alındı. Gereği düşünüldü. Hiçbir etki altında kalmadan bağımsız olarak karar verildi. Adam kapıyı açtı, içeri girdi ve tabancasını çıkararak ateş etti.

mukadder

Renkli günlerden sesleniyorum sana. Çocuk çığlıklarının olduğu, kuşların hiç susmadığı günlerden bahsetmek istiyorum bir ömür. Ilık rüzgarların estiği, yağmurların hiç durmadığı o güneşli günleri istiyorum. Geri geleceğine inancım hiç son bulmadı. ​Bıçaklar kesti bu tenimi, şiir oldu. Kaç takvim yaprağı daha yakarım, meçhul. Limandaki gemiler hep seni andırıyor; kimin için kalktığı belli olmayan, kimi alıp getirdiği çok uzak olan... Bir güvertenin üstündeki martıya anlattım seni. Saçlarının içinde güneş misali kavurduğunu, tenine değmek için yanan tüm bedenimi... ​Bir dal daha yakıyorum, vesikalığın hep cüzdanımda; bazen tamamlamak üzere olduğum şiir defterinin altında. Göstermek istemem seni kimselere. Ben dahi göremezken o ela gözlerini, vicdanım sızlar. Anlatırım, sözcüklerim tükenir. Gözlerimin önündeki misalin buğulanır, keder kaplar her yanımı. Özlerim, anlatamam. Bırakırım, unutamam. Hiç mi yeri yok açmamış sümbüllerin toprakta?
          
          ​-meryem