düşüncelerim, zamanın tortusuyla dolmuş bir sandık misali; her köşesinde solmuş bir hatıra, her aralığında unutuşun pası. yavaş yavaş siliniyor bende olanlar. ben değilim artık unutan . aklım kendi oyununa meyletmiş, benliğimi saklayıp yerine bir sis bırakmış. unutuyorum diyorum, lâkin dilim yalan, çünkü unutan ben değilim; unutan, bende tükenmiş olan o ben. vaktin her uğrağında kanım eksiliyor sanki. beden değil, ruh çekiliyor damarlarımdan. ben eskiden çok düşünen biriydim; paranoyanın ince çizgisinde yürür, her şeyi hissederdim. şimdi ne his, ne hisarın kalmış. etrafımdaki her nefes bana yabancı, her ses, başka bir çağdan kalma uğultu gibi. ağlamak, susmaktan daha ağır geliyor. kelimeler bile kaçıyor ağzımdan, sanki her biri kendi ölüsünü taşıyor. güzel şeyler dilemek bile haddini aşmak gibi artık. hayır, dilerken bile utanıyorum. sineye çekmek sanatıyla yoğrulmuş bir varlık oldum; susmanın da bir erdem değil, bir mecburiyet olduğunu öğrendim. beynim, kendi etini kemiren bir hayvan gibi, dinmeden çalışıyor. düşünce, düşünceyi ısırıyor. herkes acısını sergiliyor meydanda, ben ise sessizliğin duvarına yaslanıyorum; kimin acısı daha eski, kimininki daha haklı bilmiyorum. hayat, anlamını çoktan yitirmiş bir kelime. kin bile taşımıyorum artık; bana yapılan ertesi gün buhar olup gidiyor. yahut ben unuttuğumu sanıyorum da, o duygular, içimdeki o görünmez kavanozu doldurmakla meşgul.