bazen kendimi sanki havada asılı kalmış gibi hissediyorum, ayaklarım yere değmiyor ama düşmüyorum da. kafamda bir sürü düşünce birbirine çarpıyor, bazen öyle hızlı ki hepsini yakalamam imkânsız, elimden kayıp gidiyorlar. her şey bir anda ağırlaşıyor, bir anda boşalıyor, sonra tekrar doluyor, sanki kendi kendime oynadığım bir oyun. ben bakıyorum, anlamaya çalışıyorum, ama anlamak da mümkün değil bazen. gece olunca daha çok fark ediyorum. karanlıkta düşüncelerim birbirine dolaşıyor, hangi hisim gerçek, hangisi sadece zihnimde yankılanıyor, ayıramıyorum. bazen sadece durmak istiyorum, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey düşünmeden ama o da olmuyor. çünkü durduğum an, bütün bu karmaşa beni daha net hissettiriyor, sanki içine çekiyor beni. benimle konuşmak istesen, fark edeceksin ki cümlelerim dağınık, bazen bitmiyor, bazen bir düşünce bir diğerine çarpıp kayboluyor. belki de en gerçek hâlim bu; parçalı, karmaşık, ama tamamen kendim. bazen kendime kızıyorum, bazen gülen bir yanım var ve o bile kendi içinde çatışıyor. ve biliyor musun, en garip olan şey, bu karmaşanın içinde bir tür huzur bulabilmem. düşüncelerim birbiriyle çarpışırken bile, o karmaşanın ortasında kendimi buluyorum. sanki herkes kendi yolunda, ben de kendi karmaşamdaki yolumu bulmuş gibiyim. ve bazen düşünüyorum, acaba bir başkası bu kadar karmaşayı anlayabilir mi? kelimelerle ifade edemediğim şeyleri, bakışlarımla, duruşumla, sessizliğimle gösterebilirim belki ama onlar bile çoğu zaman yeterli olmuyor. yine de kabul ediyorum, kimse anlamasa da, ben kendimi hissediyorum. bu da yetiyor bir şekilde. ve işte ben böyleyim, karmaşık, parçalı, ama hâlâ burada, hâlâ hissetmekte, hâlâ kendi içimde var olmakta. belki dışarıdan anlaşılmaz, belki birileri için fazla karışık, ama benim için gerçek, benim için kendi kendine yetmek demek.