nazirenur13

bugün içimde taşınan şeylerin ağırlığına bir isim veremedim sanki her biri tek başına önemsizmiş gibi duran düşünceler bir araya gelince göğsümün ortasında görünmeyen bir yığına dönüştü. masanın başında oturuyorum önümde açık kitaplar var altı çizilmiş cümleler ama zihnim başka bir yerde kelimeler gözlerimden geçiyor ama içeri girmiyor.
          	kalbim bazen ansızın ritmini değiştiriyor. korkudan değil biliyorum bu içimde biriken şeylerin taşması gibi sanki vücudum benden önce konuşuyor. midemde ince bir sıkışma başımda dağılıp toplanan bir ağırlık hepsi bana aynı şeyi söylüyor fazlayım kendime.bugün kimseyi aramadım aramadığım için içimde büyüyen o tuhaf his yaptığım şeyden daha büyük oysa biliyorum ben konuşarak değil yazarak var oluyorum. sesim düşüncelerimin gerisinde kalıyor kelimelerim ancak yazıya döküldüğünde kendine yer buluyor ama yine de bir yerlerde olmam gereken biri varmış gibi hissediyorum. daha farklı daha uyumlu daha kolay biri. bütün bunların ortasında en çok da kendime yabancılaşıyorum. aynaya bakınca tanıdık bir yüz görüyorum ama içimdeki kişi biraz geride kalmışgibi. sanki hayatımın birkaç adım dışından kendimi izliyorum. ne tam içindeyim ne de tamamen dışında.bunlar kelimlerde kalmış şeyler olmaması beni daha da yıpratıyor. somut olarak kendimi tanımıyorum. bugün sadece çalıştım ya da çalışmaya çalıştım aslında yaptığım şey düşünmemek için bir şeylere tutunmaktı çünkü düşünürsem içimdeki o karanlık çekim gücü beni biraz daha içine alacakmış gibi geliyor bu yüzden sayfaların arasında kalmayı seçtim. belki yarın daha hafif olurum belki olmaz ama bugün sadece böyleyim

nazirenur13

bugün içimde taşınan şeylerin ağırlığına bir isim veremedim sanki her biri tek başına önemsizmiş gibi duran düşünceler bir araya gelince göğsümün ortasında görünmeyen bir yığına dönüştü. masanın başında oturuyorum önümde açık kitaplar var altı çizilmiş cümleler ama zihnim başka bir yerde kelimeler gözlerimden geçiyor ama içeri girmiyor.
          kalbim bazen ansızın ritmini değiştiriyor. korkudan değil biliyorum bu içimde biriken şeylerin taşması gibi sanki vücudum benden önce konuşuyor. midemde ince bir sıkışma başımda dağılıp toplanan bir ağırlık hepsi bana aynı şeyi söylüyor fazlayım kendime.bugün kimseyi aramadım aramadığım için içimde büyüyen o tuhaf his yaptığım şeyden daha büyük oysa biliyorum ben konuşarak değil yazarak var oluyorum. sesim düşüncelerimin gerisinde kalıyor kelimelerim ancak yazıya döküldüğünde kendine yer buluyor ama yine de bir yerlerde olmam gereken biri varmış gibi hissediyorum. daha farklı daha uyumlu daha kolay biri. bütün bunların ortasında en çok da kendime yabancılaşıyorum. aynaya bakınca tanıdık bir yüz görüyorum ama içimdeki kişi biraz geride kalmışgibi. sanki hayatımın birkaç adım dışından kendimi izliyorum. ne tam içindeyim ne de tamamen dışında.bunlar kelimlerde kalmış şeyler olmaması beni daha da yıpratıyor. somut olarak kendimi tanımıyorum. bugün sadece çalıştım ya da çalışmaya çalıştım aslında yaptığım şey düşünmemek için bir şeylere tutunmaktı çünkü düşünürsem içimdeki o karanlık çekim gücü beni biraz daha içine alacakmış gibi geliyor bu yüzden sayfaların arasında kalmayı seçtim. belki yarın daha hafif olurum belki olmaz ama bugün sadece böyleyim

nazirenur13

vakit içimde düz bir yol değildir artık, dönemeçli ve karanlık bir geçittir; ben yürüdükçe daralır, durdukça ağırlaşır. gönlümde sakladıklarım sözle değil sükûtla beslenir, çünkü her hâl anlatılmak istemez, bazıları yalnızca taşınır. kalbim sinemde bir yük gibi durur, ne yerini bulur ne de terk eder; ben bu bedeni kâh emanet kâh borç bilirim. insanın kendine yabancılaşması bir anda olmaz, yavaş yavaş olur; önce heves eksilir, sonra ses, en son da niyet. ben hayata küs değilim, yalnızca temkinliyim; sevinci geciktirir, ümidi tartar, kalbimi ihtiyatla saklarım. nefes aldığımı sanırken içimde bir şeyler çözülür, her soluk biraz daha eksiltir beni; fakat ben dağılmayı düşmek sanmam, bu dağılma bir bekleyiştir, bir alış, bir susuş hâlidir. vakit ilerlerken ben kendi içimde geri çekilirim; çünkü bazı insanlar yürüyerek değil, eksilerek var olur, eksilerek durur, eksilerek susar.

nazirenur13

belki de en büyük vehmimiz, hayatın bir gün berraklaşıp bütün düğümlerini kendi kendine çözeceğine inanmamızdır. hâlbuki yaşam, izaha gelmez; o, ancak tahammül edilir. insan kimi sabahlar gözlerini açar ve her şey eskisi gibi görünür; lâkin içinde tarif edemediği bir eksilme çoktan yerleşmiştir. adı yoktur bunun. ne tam bir ziya, ne de açık bir ıstıraptır. ruhunun kuytularında beliren ince bir çatlak gibidir; oradan sızan şey, insanı yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır. insan kendine ne vakit yabancı düşer? aynadaki çehreyi tanıyamadığı vakit mi, yoksa bir zamanlar uğruna sustuğu hakikatlere artık inanmadığını fark ettiğinde mi? yabancılaşma, gürültülü bir kopuşla gelmez; bilâkis, sessiz ve sinsi bir surette ilerler. her gün biraz daha susarsın, biraz daha vazgeçersin. bir müddet sonra bakarsın ki en hararetle müdafaa ettiğin değerler dahi omuzlarında ağır bir yüke inkılâp etmiştir. işte o an yaşamak, bir mecburiyet hâlini alır; sevmek, direnmek, ümit etmek hepsi tekrar olunan hareketler gibi manasız bir devinime dönüşür.

nazirenur13

kimseler bilmesin diye dizlerimin üstüne sakladığım çizikler, gecenin karanlığıyla çoğalıyor sanki. kendi içimde büyüyen bir dili, yine kendimden saklamaya çalışıyorum. her adımım, dönüp dolaşıp aynı dar koridora çıkıyor; hangi ışığı açsam gölgem daha uzun sürüyor.  yüzüme bakanların göremediği,              içimde yankılanan bir uğultu var, ben bile duymamak için kulağımı kapatıyorum. kendime yaklaşmaya çalışan herkes, içimde çoktan mühürlediğim sokaklara çarpıyor. kelimelerim dönüp dolaşıp çıkmazlara sürüklüyor onları. konuşmak istiyorum bazen, ama dudaklarımda hep yarım kalmış bir cümle duruyor. içimde biriken ağırlık, dışarıda hiç görünmüyor; herkes beni düz bir yol sanıyor, oysa ben katlanmış haritalardan ibaretim.

nazirenur13

düşüncelerim, zamanın tortusuyla dolmuş bir sandık misali; her köşesinde solmuş bir hatıra, her aralığında unutuşun pası. yavaş yavaş siliniyor bende olanlar. ben değilim artık unutan . aklım kendi oyununa meyletmiş, benliğimi saklayıp yerine bir sis bırakmış. unutuyorum diyorum, lâkin dilim yalan, çünkü unutan ben değilim; unutan, bende tükenmiş olan o ben. vaktin her uğrağında kanım eksiliyor sanki. beden değil, ruh çekiliyor damarlarımdan. ben eskiden çok düşünen biriydim; paranoyanın ince çizgisinde yürür, her şeyi hissederdim. şimdi ne his, ne hisarın kalmış. etrafımdaki her nefes bana yabancı, her ses, başka bir çağdan kalma uğultu gibi. ağlamak, susmaktan daha ağır geliyor. kelimeler bile kaçıyor ağzımdan, sanki her biri kendi ölüsünü taşıyor. güzel şeyler dilemek bile haddini aşmak gibi artık. hayır, dilerken bile utanıyorum. sineye çekmek sanatıyla yoğrulmuş bir varlık oldum; susmanın da bir erdem değil, bir mecburiyet olduğunu öğrendim. beynim, kendi etini kemiren bir hayvan gibi, dinmeden çalışıyor. düşünce, düşünceyi ısırıyor. herkes acısını sergiliyor meydanda, ben ise sessizliğin duvarına yaslanıyorum; kimin acısı daha eski, kimininki daha haklı bilmiyorum. hayat, anlamını çoktan yitirmiş bir kelime. kin bile taşımıyorum artık; bana yapılan ertesi gün buhar olup gidiyor. yahut ben unuttuğumu sanıyorum da, o duygular, içimdeki o görünmez kavanozu doldurmakla meşgul.

nazirenur13

soğuyorum her şeyden, herkesten. farkına varmadan, sessizce. köşeme çekilip bir kitap açmak istiyorum; lâkin harfler bile gözümde bulanıyor. her satırın altından kendi sancım sızıyor. anlamak bir çaba, kavramak bir işkence. kelimeler, birbirine dolanmış iplikler gibi. hangisini çözsem, diğeri düğümleniyor. bazen hiçbirini çözmek istemiyorum. sadece sessiz bir yoklukta, bir müddet var olmamayı diliyorum. sükût bile yoruldu bende. sesin yankısı değil, yankının sesi kaldı içimde. belki de ben, kendimi sustura sustura yitirdim. şimdi, bu yarı karanlıkta, kendi suretime bile bakamıyorum. çünkü unutuş, benden daha ben oldu.
Reply

nazirenur13

kafamın içinde bir uğultu var, ne sesini tanıyorum ne de susturabiliyorum. gün geçtikçe içimde bir şey eksiliyor, kan çekiliyor damarlarımdan sanki. kendimi tanıyamadığım aynalara bakıyorum, gözlerim bir yabancının gibi. bir zamanlar her şeyi düşünen, her ayrıntıyı hisseden o insan yok artık. yerinde yalnızca donuk bir ben var; düşünmeden düşünen, hissetmeden yaşayan bir ben.
          
          ağlamak istiyorum ama ağlamak bile lüks olmuş. gözyaşı bile kendinden utanıyor, sanki acizliğin simgesiymiş gibi. içimden taşan her şey boğazıma düğümleniyor; kelimeler bile benden korkuyor. konuşabileceğim insanlar azaldı, ama bu beni üzmüyor — yalnızlıkla gelen o sessizlik daha derin bir şeyle dolduruyor içimi, bir tür hissizlikle belki, bir tür uyuşmayla.
          
          bazen düşünüyorum; ben mi doluyorum yoksa içimde birikenler mi patlayacak yer arıyor? her şeyden midem bulanıyor. çevrem, yüzler, sesler... sanki hepsi aynı renkte, aynı tonda, aynı ağırlıkta. kendimden taşan her şeyle boğuluyorum artık. ve en kötüsü, buna alışıyor gibiyim.

nazirenur13

kafamın içinin depolama alanı doldu. yavaş yavaş silmem gereken anılar, hatıralar var yine. eskiden yaptığı gibi eğer ben unutmazsam beynim oyunlar oynayıp kendi benliğimi unutturuyor. unutuyorum diyorum ama kimse anlamıyor. unutmuyorum. öyle ufak tefek şeyleri değil; anılarımı unutuyorum. kendi benliğimi, sevdiklerimi, korktuklarımı...
          unutmak bana acı veriyor. bazen yeni doğan bir bebekmişim gibi hissediyorum, bazen ise aynaya bakan kişi yabancı geliyor. dönem dönem anılarımın gittiğini gördüğümde kendimi viranesiz bir çare gibi görüyorum. hayat midemden bulanıyor.