nazirenur13

vakit içimde düz bir yol değildir artık, dönemeçli ve karanlık bir geçittir; ben yürüdükçe daralır, durdukça ağırlaşır. gönlümde sakladıklarım sözle değil sükûtla beslenir, çünkü her hâl anlatılmak istemez, bazıları yalnızca taşınır. kalbim sinemde bir yük gibi durur, ne yerini bulur ne de terk eder; ben bu bedeni kâh emanet kâh borç bilirim. insanın kendine yabancılaşması bir anda olmaz, yavaş yavaş olur; önce heves eksilir, sonra ses, en son da niyet. ben hayata küs değilim, yalnızca temkinliyim; sevinci geciktirir, ümidi tartar, kalbimi ihtiyatla saklarım. nefes aldığımı sanırken içimde bir şeyler çözülür, her soluk biraz daha eksiltir beni; fakat ben dağılmayı düşmek sanmam, bu dağılma bir bekleyiştir, bir alış, bir susuş hâlidir. vakit ilerlerken ben kendi içimde geri çekilirim; çünkü bazı insanlar yürüyerek değil, eksilerek var olur, eksilerek durur, eksilerek susar.

nazirenur13

vakit içimde düz bir yol değildir artık, dönemeçli ve karanlık bir geçittir; ben yürüdükçe daralır, durdukça ağırlaşır. gönlümde sakladıklarım sözle değil sükûtla beslenir, çünkü her hâl anlatılmak istemez, bazıları yalnızca taşınır. kalbim sinemde bir yük gibi durur, ne yerini bulur ne de terk eder; ben bu bedeni kâh emanet kâh borç bilirim. insanın kendine yabancılaşması bir anda olmaz, yavaş yavaş olur; önce heves eksilir, sonra ses, en son da niyet. ben hayata küs değilim, yalnızca temkinliyim; sevinci geciktirir, ümidi tartar, kalbimi ihtiyatla saklarım. nefes aldığımı sanırken içimde bir şeyler çözülür, her soluk biraz daha eksiltir beni; fakat ben dağılmayı düşmek sanmam, bu dağılma bir bekleyiştir, bir alış, bir susuş hâlidir. vakit ilerlerken ben kendi içimde geri çekilirim; çünkü bazı insanlar yürüyerek değil, eksilerek var olur, eksilerek durur, eksilerek susar.

nazirenur13

belki de en büyük vehmimiz, hayatın bir gün berraklaşıp bütün düğümlerini kendi kendine çözeceğine inanmamızdır. hâlbuki yaşam, izaha gelmez; o, ancak tahammül edilir. insan kimi sabahlar gözlerini açar ve her şey eskisi gibi görünür; lâkin içinde tarif edemediği bir eksilme çoktan yerleşmiştir. adı yoktur bunun. ne tam bir ziya, ne de açık bir ıstıraptır. ruhunun kuytularında beliren ince bir çatlak gibidir; oradan sızan şey, insanı yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır. insan kendine ne vakit yabancı düşer? aynadaki çehreyi tanıyamadığı vakit mi, yoksa bir zamanlar uğruna sustuğu hakikatlere artık inanmadığını fark ettiğinde mi? yabancılaşma, gürültülü bir kopuşla gelmez; bilâkis, sessiz ve sinsi bir surette ilerler. her gün biraz daha susarsın, biraz daha vazgeçersin. bir müddet sonra bakarsın ki en hararetle müdafaa ettiğin değerler dahi omuzlarında ağır bir yüke inkılâp etmiştir. işte o an yaşamak, bir mecburiyet hâlini alır; sevmek, direnmek, ümit etmek hepsi tekrar olunan hareketler gibi manasız bir devinime dönüşür.

nazirenur13

kimseler bilmesin diye dizlerimin üstüne sakladığım çizikler, gecenin karanlığıyla çoğalıyor sanki. kendi içimde büyüyen bir dili, yine kendimden saklamaya çalışıyorum. her adımım, dönüp dolaşıp aynı dar koridora çıkıyor; hangi ışığı açsam gölgem daha uzun sürüyor.  yüzüme bakanların göremediği,              içimde yankılanan bir uğultu var, ben bile duymamak için kulağımı kapatıyorum. kendime yaklaşmaya çalışan herkes, içimde çoktan mühürlediğim sokaklara çarpıyor. kelimelerim dönüp dolaşıp çıkmazlara sürüklüyor onları. konuşmak istiyorum bazen, ama dudaklarımda hep yarım kalmış bir cümle duruyor. içimde biriken ağırlık, dışarıda hiç görünmüyor; herkes beni düz bir yol sanıyor, oysa ben katlanmış haritalardan ibaretim.

nazirenur13

düşüncelerim, zamanın tortusuyla dolmuş bir sandık misali; her köşesinde solmuş bir hatıra, her aralığında unutuşun pası. yavaş yavaş siliniyor bende olanlar. ben değilim artık unutan . aklım kendi oyununa meyletmiş, benliğimi saklayıp yerine bir sis bırakmış. unutuyorum diyorum, lâkin dilim yalan, çünkü unutan ben değilim; unutan, bende tükenmiş olan o ben. vaktin her uğrağında kanım eksiliyor sanki. beden değil, ruh çekiliyor damarlarımdan. ben eskiden çok düşünen biriydim; paranoyanın ince çizgisinde yürür, her şeyi hissederdim. şimdi ne his, ne hisarın kalmış. etrafımdaki her nefes bana yabancı, her ses, başka bir çağdan kalma uğultu gibi. ağlamak, susmaktan daha ağır geliyor. kelimeler bile kaçıyor ağzımdan, sanki her biri kendi ölüsünü taşıyor. güzel şeyler dilemek bile haddini aşmak gibi artık. hayır, dilerken bile utanıyorum. sineye çekmek sanatıyla yoğrulmuş bir varlık oldum; susmanın da bir erdem değil, bir mecburiyet olduğunu öğrendim. beynim, kendi etini kemiren bir hayvan gibi, dinmeden çalışıyor. düşünce, düşünceyi ısırıyor. herkes acısını sergiliyor meydanda, ben ise sessizliğin duvarına yaslanıyorum; kimin acısı daha eski, kimininki daha haklı bilmiyorum. hayat, anlamını çoktan yitirmiş bir kelime. kin bile taşımıyorum artık; bana yapılan ertesi gün buhar olup gidiyor. yahut ben unuttuğumu sanıyorum da, o duygular, içimdeki o görünmez kavanozu doldurmakla meşgul.

nazirenur13

soğuyorum her şeyden, herkesten. farkına varmadan, sessizce. köşeme çekilip bir kitap açmak istiyorum; lâkin harfler bile gözümde bulanıyor. her satırın altından kendi sancım sızıyor. anlamak bir çaba, kavramak bir işkence. kelimeler, birbirine dolanmış iplikler gibi. hangisini çözsem, diğeri düğümleniyor. bazen hiçbirini çözmek istemiyorum. sadece sessiz bir yoklukta, bir müddet var olmamayı diliyorum. sükût bile yoruldu bende. sesin yankısı değil, yankının sesi kaldı içimde. belki de ben, kendimi sustura sustura yitirdim. şimdi, bu yarı karanlıkta, kendi suretime bile bakamıyorum. çünkü unutuş, benden daha ben oldu.
Reply

nazirenur13

kafamın içinde bir uğultu var, ne sesini tanıyorum ne de susturabiliyorum. gün geçtikçe içimde bir şey eksiliyor, kan çekiliyor damarlarımdan sanki. kendimi tanıyamadığım aynalara bakıyorum, gözlerim bir yabancının gibi. bir zamanlar her şeyi düşünen, her ayrıntıyı hisseden o insan yok artık. yerinde yalnızca donuk bir ben var; düşünmeden düşünen, hissetmeden yaşayan bir ben.
          
          ağlamak istiyorum ama ağlamak bile lüks olmuş. gözyaşı bile kendinden utanıyor, sanki acizliğin simgesiymiş gibi. içimden taşan her şey boğazıma düğümleniyor; kelimeler bile benden korkuyor. konuşabileceğim insanlar azaldı, ama bu beni üzmüyor — yalnızlıkla gelen o sessizlik daha derin bir şeyle dolduruyor içimi, bir tür hissizlikle belki, bir tür uyuşmayla.
          
          bazen düşünüyorum; ben mi doluyorum yoksa içimde birikenler mi patlayacak yer arıyor? her şeyden midem bulanıyor. çevrem, yüzler, sesler... sanki hepsi aynı renkte, aynı tonda, aynı ağırlıkta. kendimden taşan her şeyle boğuluyorum artık. ve en kötüsü, buna alışıyor gibiyim.

nazirenur13

kafamın içinin depolama alanı doldu. yavaş yavaş silmem gereken anılar, hatıralar var yine. eskiden yaptığı gibi eğer ben unutmazsam beynim oyunlar oynayıp kendi benliğimi unutturuyor. unutuyorum diyorum ama kimse anlamıyor. unutmuyorum. öyle ufak tefek şeyleri değil; anılarımı unutuyorum. kendi benliğimi, sevdiklerimi, korktuklarımı...
          unutmak bana acı veriyor. bazen yeni doğan bir bebekmişim gibi hissediyorum, bazen ise aynaya bakan kişi yabancı geliyor. dönem dönem anılarımın gittiğini gördüğümde kendimi viranesiz bir çare gibi görüyorum. hayat midemden bulanıyor.

nazirenur13

bazen kendimi sanki havada asılı kalmış gibi hissediyorum, ayaklarım yere değmiyor ama düşmüyorum da. kafamda bir sürü düşünce birbirine çarpıyor, bazen öyle hızlı ki hepsini yakalamam imkânsız, elimden kayıp gidiyorlar. her şey bir anda ağırlaşıyor, bir anda boşalıyor, sonra tekrar doluyor, sanki kendi kendime oynadığım bir oyun. ben bakıyorum, anlamaya çalışıyorum, ama anlamak da mümkün değil bazen. gece olunca daha çok fark ediyorum. karanlıkta düşüncelerim birbirine dolaşıyor, hangi hisim gerçek, hangisi sadece zihnimde yankılanıyor, ayıramıyorum. bazen sadece durmak istiyorum, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey düşünmeden ama o da olmuyor. çünkü durduğum an, bütün bu karmaşa beni daha net hissettiriyor, sanki içine çekiyor beni. benimle konuşmak istesen, fark edeceksin ki cümlelerim dağınık, bazen bitmiyor, bazen bir düşünce bir diğerine çarpıp kayboluyor. belki de en gerçek hâlim bu; parçalı, karmaşık, ama tamamen kendim. bazen kendime kızıyorum, bazen gülen bir yanım var ve o bile kendi içinde çatışıyor. ve biliyor musun, en garip olan şey, bu karmaşanın içinde bir tür huzur bulabilmem. düşüncelerim birbiriyle çarpışırken bile, o karmaşanın ortasında kendimi buluyorum. sanki herkes kendi yolunda, ben de kendi karmaşamdaki yolumu bulmuş gibiyim. ve bazen düşünüyorum, acaba bir başkası bu kadar karmaşayı anlayabilir mi? kelimelerle ifade edemediğim şeyleri, bakışlarımla, duruşumla, sessizliğimle gösterebilirim belki ama onlar bile çoğu zaman yeterli olmuyor. yine de kabul ediyorum, kimse anlamasa da, ben kendimi hissediyorum. bu da yetiyor bir şekilde. ve işte ben böyleyim, karmaşık, parçalı, ama hâlâ burada, hâlâ hissetmekte, hâlâ kendi içimde var olmakta. belki dışarıdan anlaşılmaz, belki birileri için fazla karışık, ama benim için gerçek, benim için kendi kendine yetmek demek.

nazirenur13

iki haftadır kendim değilim; eskiden geçtiğim dönemler geri dönmüş, ama artık o ben değilim, eski kırılgan ben değilim, sadece farklı bir ağırlık taşımaktayım. bazı insanlar hayatımda parçalar hâlinde, tam merkezde değiller ama varlıkları bazı noktaları işgal ediyor; her köşede karşılaşıyor, her ortamda bir yankı bırakıyorlar, mecburiyetten değil, kendi seçimim olmadan varlar. insanlara karşı duygularımı sınırladım; bağlanmayı hızla getiren yapım yüzünden mesafe koyuyorum, gizemli olamamakla birlikte her şeyi konuşuyor, sonra sessizleşiyorum, kendi alanımı koruyorum. ailemin geçmişte bastırdığı suskunluk artık yok, sesim yerini buluyor ve istemediğim özelliklerdeki insanlar yanımda olmasın istiyorum; yavaş yavaş çevremi düzenliyorum, kendime alan açıyorum, sadece kendi sesimi dinliyorum. bu süreç içinde ne sevmek ne sevilmek önceliğim, sadece kendi varlığımın farkında olmak, kendi ritmimde olmak; kimseyi değiştirmeye çalışmadan, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi dengemi kurmak. geçmişin yankısı hâlâ geliyor ama artık eskisi gibi etkileyemiyor; hayatımın parçası olan kişiler, mekanlar, anlar, sadece benim seçtiğim ölçülerde var oluyor, ve bu ölçüler tamamen bana ait. her gün, her dakika, kendi sınırlarımı ve mesafelerimi hissediyorum, ve bunun içinde, kendimi dinlemekten başka bir amaç yok; kimseye açıklamak, kimseyi etkilemek yok, sadece kendi varlığımın farkında olmak ve o farkındalıkla hareket etmek.

nazirenur13

artık hiçbir şeyi açıklamaya çalışmıyorum. kelimelerle aramda sessiz bir anlaşma var: onlar bazen beni taşır, bazen ben onları. içimdeki karmaşayı düzenlemek için değil, onunla yaşamayı öğrenmek için varım. her şeyin bir anlamı olsun istemiyorum artık; bazı şeyler sadece yaşanıyor, bazıları ise geçmeden bile geçiyor. içimle barışmadım ama artık savaş da etmiyorum; sadece yan yana duruyoruz, ben ve ben. bazen aynı yönde, bazen zıt. hangi yanımın ağır bastığını bilmeden geçirdiğim günlerin içinde, bir denge değil ama bir kabul var. dışarıdan sakin görünüyorum, çünkü artık hiçbir şeyi kanıtlamam gerekmiyor. içimdeki gürültüyle barışmadım, ama onu bastırmıyorum da. o konuşuyor, ben dinliyorum. bazı cümleleri yarım kalıyor, bazıları hiç başlamıyor, ama hepsi bana ait. geçmişin gölgesi hâlâ bazen düşüyor üzerime, ama artık onunla kavga etmiyorum; sadece geçip gitmesini izliyorum. belki de insanın kendini bulması değil mesele, kendini kaybettiğinde bile yoluna devam edebilmesi. ben de öyle yapıyorum; anlamadığım taraflarımla birlikte, eksik, tamamlanmamış, ama hâlâ burada. ne tam susuyorum, ne tam konuşuyorum — sadece varım. ve bazen bu, her şeyin en sessiz cevabı oluyor.
Reply

nazirenur13

kendimi anlamaya yaklaştığım her anda, anlamın kendisi elimden kayıyor. sanki kavrayacakmışım gibi oluyor, sonra birden bulanıyor, dağılıyor. içimdeki sesleri dinliyorum ama hiçbirine tam güvenemiyorum; biri haklı, diğeri haklıdan biraz daha sessiz. bazen düşüncelerim birbirine karışıyor, hangisi ben, hangisi bana öğretilmiş, ayıramıyorum. kendimi çözmeye çalıştıkça daha çok düğümleniyorum, çünkü anlıyorum ki, insan kendini anlamaya başladığı anda, aslında her şeyi kaybetmeye başlıyor. ne olduğuma dair her cümlem yarım kalıyor, her tanımım bir sonrakinde geçersizleşiyor. bazen diyorum ki: belki de kendimi anlamak değil, kendimle yaşamayı öğrenmem gerekiyor. ama sonra o bile fazla kesin geliyor. anlam arayışıyla anlamsızlık arasında sıkışmış gibiyim; bir yanım hep çözmek istiyor, diğeri çözülmekten korkuyor. düşüncelerim, kendi etrafında dönüp duran bir çember gibi; nereye baksam aynı merkez. ben o merkezin içindeyim, ama dışarıdan nasıl göründüğümü bilmiyorum. her denemem, bir başka eksik yanımı gösteriyor. bazı geceler, kendi zihnimin içinde yankılanan sorulara bile cevap vermekten kaçıyorum, çünkü her cevap, bir başka sorunun kapısını açıyor. ve galiba tam da bu yüzden bitmiyor hiçbir şey; ben, kendimi anlamaya her yaklaştığımda biraz daha uzaklaşıyorum. her fark edişim yeni bir yabancılık doğuruyor, ama bu yabancılığın içinde tanıdık bir huzur var: kendimi tam çözememek, belki de kendimle olmanın en dürüst hâli.
            
            
Reply

nazirenur13

kendimle hiçbir zaman barışamayacağımı biliyorum; çünkü barışmak, bir tarafın susması demek ve ben kendi içimde hep konuşuyorum. zihnim, kendi içinde birbirine zıt fikirlerin kavgası gibi; biri unutsun istiyor, diğeri hatırlamayı görev biliyor. her gece aynı sahneler, aynı düşünceler arasında gidip geliyorum, ama hiçbirine tam inanmıyorum. kendimi bazen yanlış buluyorum, bazen fazla haklı, bazen tamamen yabancı. her şeyin benden geçip bana çarptığı bir döngüdeyim. kendi içimdeki o tartışma, artık bir ceza değil, bir ritüel gibi. susarsam sanki yok olacakmışım gibi geliyor. bazı sabahlar aynada yüzüme bakarken bile kim olduğumu çıkaramıyorum; yüzüm tanıdık ama içimdeki ses sürekli değişiyor. her versiyonum bir diğerini reddediyor, her kararım diğerini geçersiz kılıyor. yine de bu çatışmanın içinde bir çeşit denge var; savaşın kendisi düzen olmuş gibi. kimseyle değil, sadece kendimle uğraşıyorum. bazen hak veriyorum, sonra geri alıyorum; bazen affediyorum, sonra unutmuyorum. hiçbir zaman tek bir ben olamayacağımı kabullendim. ne istediğimi bilmediğim anlarda bile, istememenin kendisiyle doluyum. içimde bir taraf hep sessizliği savunuyor, diğeri ses çıkarmamı. arada bir denge bulmak zorunda değilim artık, çünkü belki de bütün mesele dengeyi bulamamakta. ben, kendi içimde daima ikiye bölünmüş kalacağım; biri ileriye bakan, diğeri geçmişi kazıyan. ve sanırım bu tartışmanın bitmemesi, benim var olduğumun tek kanıtı.
Reply