Yeni bir yıl kapının eşiğinde duruyor. Üzerinde henüz ayak izi olmayan, sayfaları tertemiz bir defter gibi… İnsan ister istemez durup geriye bakıyor; eksilenleri, taşınan yükleri, sessizce atlatılan fırtınaları ve gürültüsüz sevinçleri sayıyor. Bazı günler cebimize umut koyduk, bazı günler sadece sabretmeyi öğrendik. Kimi hayaller yolda eskidi, kimileri hâlâ içimizde genç.
Geçen yıl bize şunu öğretti belki de: Her şey planladığımız gibi olmuyor ama her şey bir şekilde oluyor. İnsan kırılıyor, ama kırıldığı yerden başka bir ışık sızıyor. Kaybettiklerimiz oluyor; zaman, insanlar, bazen kendimiz… Ama tam da orada, o kayıp hissinin içinde, yeni bir “ben” sessizce büyümeye başlıyor.
Yeni yıl mucizeler vaat etmiyor aslında. O sadece bir ihtimal sunuyor. Aynı gökyüzünün altında, başka bir takvimle devam etme cesareti. Daha az aceleyle, daha çok fark ederek yaşama ihtimali. Kendimize biraz daha nazik olma, başkalarını biraz daha anlama şansı.
Dilerim bu yıl, sesini kısmak zorunda kalmadığın cümlelerin olsun. İçinde tutmak yerine paylaşabildiğin duyguların… Sabahları uyanmak için bir nedenin, geceleri uyumadan önce şükredecek küçük şeylerin. Yorulduğunda durabildiğin, mutlu olduğunda suçluluk duymadığın bir yıl olsun.
Yeni yıl; büyük zaferlerden çok, küçük ama gerçek mutluluklar getirsin. Bir kahvenin sıcaklığı, bir mesajın samimiyeti, bir yürüyüşün ferahlığı gibi… Hayat biraz daha yavaşlasın belki, ama daha derin aksın.
Takvim değişiyor, evet. Ama asıl değişmesi gereken şey, kendimize söylediğimiz cümleler. Bu yıl kendine daha çok inan. Henüz olmadıkların için kendini hırpalama; zaten olabilmiş oldukların sandığından fazla.
Yeni yılın; içini üşütmeyen, kalbini yormayan, sana “iyi ki” dedirten günlerle dolsun.
Ve eğer her şey mükemmel olmazsa, ki olmaz yine de umut etmeye devam edecek kadar güçlü bul kendini.
İyi seneler.
Yeni yıl, sana iyi davransın.