gittiğim her yerin yabancısı gibi hissediyorum. en bildiğim yollar bile beni evime çıkarmıyor artık. mesela dün bıraktığım yer bana çok uzak, yarın varacağım yere ise çoktan geç kalmışım. gövdem bu mutfağın içinde, bu bacakları sallanan sandalyenin üzerindeyim. evet șu an bunları yazıyorum ama zihnim çoktan terk etmiş bu coğrafyayı sanki. olduğum hiçbir yerde tam değilmişim gibi geliyor; ruhum, ben daha oraya varmadan oradan ayrılıyor. olmadığım her yerde varmışım gibi, olduğum her yerde ise hiç yokmuşum gibi bir boşluk. varım ama kimim.
burdayım ama nerdeyim. yazıyorum ama neyi anlatıyorum. her şeyi aynı anda hissediyorum. hiçbir şey hissetmemenin bile hissettirdiği o şeyi biliyorum. kendimden çok uzaktayım. beni bu hale getiren şey, belki de hiç bitmeyecek olan o içsel arayışımdır. hiçbir şey beni memnun etmiyor. seçtiğim şeye mutlu olmak yerine seçemediğim beni kahrediyor. daha fazlasını istiyor, hep daha fazlasını arzuluyorum. belki de bu yüzden sadece oradan oraya savruluyorum. hep bir suçlu, hep bir günahkar gibi hissetmemin nedeni de bu belki de. hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yanlış gibi hissetmemin nedeni de. ruhumu huzura kavuşturacak, gözlerimi parlatacak şey ne bilmiyorum ama onu -ne aradığımı bilmeden- arıyorum.