nevazahire

Suzan..
          	Benden bir cacık olmaz. Ben zorluğa gelemiyorum. Hastalansan bir tas çorba koyamam önüne, evi bir kat süpüremem, derleyip toplayamam. Başlayıp bıraktığım işlerin haddi hududu yok. Bir ev nasıl geçinir, tencere nasıl kaynar, ilerde çoluk çocuk olursa isteklerine nasıl cevap verilir, bilmiyorum. Sadece rızık derdi değil bu. Bütün olarak geçim kaygısı bendeki. Maddi ve manevi. Baba olabilir miyim, onu da bilmiyorum gerçi. Gerçek bir baba nasıl olur ki? 
          	Yol yakınken...

nevazahire

Kapı duvar, Fatma Nur uysal Pınar.
Reply

nevazahire

Bu kez susmadım gördün mü? Ne var ne yoksa koydum avucuna. Şimdi ayrılık vakti gönlümün gümüş düğmesi. Beni unutma. Doya doya bakamadığım gözlerinden öperim.
Reply

nevazahire

Anla ve kızma bana. Ya da kız kızabildiğin kadar. Yüzüstü bırakacaksan neden sevdin, de; yarım bırakacaksan niye inandırdın, gideceksen niye düştün peşime, de. Hakkını helal etme bana. Etme ki öbür tarafta görüşelim, bu dünyada olmayacak madem. Alacağın biri, diye an. Adam değilmiş, de. Hepsine boynum kıldan ince. Ama sevdim be Suzan. Ben de seni sevdim. Daha evvel kaçtıklarım kadından kaçtı, alışmaktan, yüzleşmekten. Senden kaçışım farklı. Ben sana zarar vermekten, seni incitmekten korktum. Ve ilk kez korkumun kendisinden kaçtım.
Reply

nevazahire

Suzan..
          Benden bir cacık olmaz. Ben zorluğa gelemiyorum. Hastalansan bir tas çorba koyamam önüne, evi bir kat süpüremem, derleyip toplayamam. Başlayıp bıraktığım işlerin haddi hududu yok. Bir ev nasıl geçinir, tencere nasıl kaynar, ilerde çoluk çocuk olursa isteklerine nasıl cevap verilir, bilmiyorum. Sadece rızık derdi değil bu. Bütün olarak geçim kaygısı bendeki. Maddi ve manevi. Baba olabilir miyim, onu da bilmiyorum gerçi. Gerçek bir baba nasıl olur ki? 
          Yol yakınken...

nevazahire

Kapı duvar, Fatma Nur uysal Pınar.
Reply

nevazahire

Bu kez susmadım gördün mü? Ne var ne yoksa koydum avucuna. Şimdi ayrılık vakti gönlümün gümüş düğmesi. Beni unutma. Doya doya bakamadığım gözlerinden öperim.
Reply

nevazahire

Anla ve kızma bana. Ya da kız kızabildiğin kadar. Yüzüstü bırakacaksan neden sevdin, de; yarım bırakacaksan niye inandırdın, gideceksen niye düştün peşime, de. Hakkını helal etme bana. Etme ki öbür tarafta görüşelim, bu dünyada olmayacak madem. Alacağın biri, diye an. Adam değilmiş, de. Hepsine boynum kıldan ince. Ama sevdim be Suzan. Ben de seni sevdim. Daha evvel kaçtıklarım kadından kaçtı, alışmaktan, yüzleşmekten. Senden kaçışım farklı. Ben sana zarar vermekten, seni incitmekten korktum. Ve ilk kez korkumun kendisinden kaçtım.
Reply

nevazahire

Herkesin üstüme doğru geldiği o ters yolda kime yetişeceğimi, nereye varacağımı bilmeden koşup durdum. Yaşamayı nefes daralmasından, bacak titremesinden ibaret sandım. Üzerimdeki tüm gözlerden, kulağımdaki tüm seslerden, avucumdaki öfkelerden, içimdeki korkulardan kaçtım.  Kaçış  varsa bile evet, evet kurtuluş yok. Tam buradan sonra ya her şey çok iyi ya da çok kötü  olucak diye düşündüm.  Hiçbir şey olmadı.  Ne bir rüzgâr esti, ne bir yağmur yağdı.  Böyle saatler, günler, haftalar, aylar geçti.  Durdukça ne ağırlaştım,  ne çürüdüm.  Sanki hiç  var olmamış gibi hafiftim.  Kafamı her kaldırdığımda güldüm, ağladım, bağırdım, kapıları çarptım.  Ağzımdan çıkan her söz öfkeli, sevgi dolu, kırgındı. Hepsi aynı anda içimde uçsuz bucaksız ormanlar kadar sakindi. Öğrendiğim,  duyduğum, gördüğüm her şeyi en sevdiğim sandığımın  içine sakladım. Gönlümün görmediği kimseyi özlemedim.  Bazen kendimden sıkılmak  dışında hiç kimseye bir hissiyat beslemedim. Yalnız "bir ağaca koşup koşup sarıldım." Hiç konuşmadım çünkü anlatmak önemini yitirdi. Artık anlaşılmak istemiyorum.

nevazahire

Dedim insan, kendine dargın yürümektir insan. Yürüyorum diye yolda kalmamış sananların arasından, yarım deyince aklına ilk elma gelenlerin;
          başıma ve ayaklarıma adın kadar taş düşürürken, kendime hiç, sana çok baktığım bir yanılgıdan geldim ve buradayım.

nevazahire

Mazlum Mengüç.
Reply

nevazahire

Gözünü seveyim, farzet ki anneme söylediğim yalanlar kadar o evden dişleri dökük çıktı şansım.  O bulvar hâlâ kırmızın, güzel. O söz hâlâ yüzüksüz, güzel. O ismi neydi şimdi unuttum dediğin kamburumla gelsem de şimdi; elin yanlış, tutmak hiçinci şahıs ve burası burada değil.
Reply

nevazahire

Yaşadığımın farkında olmadığım gibi dökülüyor yaşlar gözümden. Ben böyle hep amansız ve zamansız ağlıyorum ya bu acı mağaramdan geliyor. Ağlıyorum gene farkında olmadan bir yıldıza çarpmış da yere düşmüş parçacıklar gibi dağılıyorum. Bu kadar mı çok sevdalandın Ay'a da bu tutulma gündönümleri bitmiyor.

nevazahire

Yabancıların En  Yakınıydın sen.
            Nilgün Marmara.
Reply

nevazahire

Ah Nil kirpiklerimle yakarak sana Nil dolu mektuplar yazıyorum her gece, belki arka bahçelerin birinde bulur da birlikte okuruz diye. Nerde başlayıp niye buraya geldiğimi bilmiyorum. Bildiğim yaşama sevdalıyken, ölümü tırnaklarının arasında saklamaya çalışırken, yalpalayan çocukları çok özlediğim. Şimdi senin şiirinle iç sızıma mavi bir selam verelim Nil.
Reply

nevazahire

Sonra sen benim iç sızım bana Nilgün’ün kuşlarını yolla. Hani o ölüme uçarak atlayan kadının kuşlarını yolla. Ne demişti Nilgün: kuşlara iyi bakın. Kuşlarım yaralı oysa Nil. Sesi martı çığlığı kokan güvercinleri durmadan vuruyorlar Nil. Ve sabahlar artık daha da yorgun karşılıyor bizi. Herkes, herkese çok yabancıyken ben, sen ya da o niye bu kadar herkese benziyoruz ki.  Diyordun ki Nil; ey iki adımlık yer küre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben. Bütün arka bahçeler hep mi yabancıydı bize Nil?
Reply

nevazahire

Ağladım çünkü seninle konuşamadım. Ağladım çünkü sen beni görmüyorsun ve ben seni seviyorum. Bilmiyorsun, tabi nerden bileceksin. Sen ancak birisi öldüğünde duygusal yaklaşıyorsun. Senin duygu radarına girebilmek için illa ölmek mi lazım Behzat? Haklısın, cesaretin olmadan ne yapacaksın ki? Hayatımda tanıdığım en korkak adamsın. Herkese meydan okuyorsun ama kendi duygularından korkuyorsun. Geçmişe saplanıp kalmışsın. En büyük felaketler senin başına gelmiş değil mi? En büyük acıları sen çekmişsin ben hiçbir bok bilmiyorum ki. Acı nedir bilmem, yalnızlık nedir bilmem. Dünyanın ekseni kaydı Behzat. On iki santim yerinden oynadı sen bana bir santim bile yaklaşmadın. Saplantılısın. 
          Mutsuz olalım ne var? Biz de mutsuz oluruz. 
          
          Ben seninle mutsuzluğa da varım.

nevazahire

Konuşuyoruz böyle ama yorulduysan susalım. Duymak istemediğin şeylerse söylediklerim tıkaca gerek yok, susarım. İçimde kalacağını bilsem de, üzüleceksen, ben o kelimeleri ağzımdan çıkmadan boğarım.

nevazahire

Bu gece cenaze evindeki merhum sensin, üstelik annen göğsüme vura vura ağlıyor.
Reply

nevazahire

Ali şiir yazıyor mu hiç?
          Ali de Ayşe gibi midir; salondaki peteği kapatıp kendi çapında şiirler karalar mı? Bunları düşünüyorum. İlaç alıp tam uykuya dalacakken aklıma düşüyor her biri. Her şey sanki ben uyumak üzereyken olmuş gibi. Net hatırlamıyorum ama kesin biliyorum: Seni sevmek beni bir suya götürdü. O suya gittim ve dönemiyorum artık. İnsan bazen dönemiyor sevgilim. Her sabah, dilinin altına bir sözcük daha bırakıp dönemiyor. Ben bir ilk. Tam uyumak üzereyken nerelerden düştüm bilmiyorum. Ben bir ilk. Uyanır uyanmaz nerelerden kalktım, bilmiyorum.
          Dönemedim.

nevazahire

Hatırlamayı Unutmak, Seyyidhan Kömürcü. 
Reply

nevazahire

Sevgilim, düşmek yapraklıdır. Önce dökülüyorum sanır insan. Yana eğilmiş bir ağaç gibi. Dizlerimin orada başlayan harp, omuzlarımda titremeye dönüştüğü zaman vakti gelen bir yaprak gibi hem döküldüğümü sandım hem düştüm. Bir yaprak nasıl iniyorsa yere; öyle görkemli,
            öyle yavaş, öyle un gibi. Bakıp teni cam olan birinin boynuna, şahdamarına. Seni tamamen unuttum. Ama etinin içini görüyorum hâlâ. Saçlarının dibini. Razı bir rüzgâr gibi, azar azar da olsa senden artık uyurken dökülüyorum kendi etrafıma. Dal dal, yaprak yaprak, günde birkaç defa. Hafif sıyırıklarla. Çünkü yapraklar sevgilim, düştükten çok sonra inanırlarmış artık ağaçta olmadıklarına. Çünkü yaprağın daldaki boşluğu yine o yaprağın kendisi kadar. Süzüle süzüle sevgilim. Süzüle süzüle. Döküldükten sonra da ağacını anlatan yapraklar gibi şimdi günlerim hiç geçmiyor olabilir ama geçmişim çok güzel gidiyor. Geçmişim, bir yere gitmiş de geri gelecekmiş gibi. Geçmişim, anlamadım ki nereden geçmiş. Düşmek yapraklıdır sevgilim.Unutmak çiçekli.
Reply

nevazahire

Hüma, ben çürüyorum. Kesif bir koku sarıyor içimi. O kadar uzun zamandır mutsuzum ki mutsuzluk içimde küflendi. Hayır ve lütfen, bana hiçbir şey söyleme. Avutulmak istemiyorum. Sana bunları, bir simyager olarak yazıyorum. Yaşamak beni tam olarak ne zaman bitirecek merak ediyorum. Istırabın bir haddi var mı? Kuş öldükten sonra hatırdaki uçuşun bir anlamı kalır mı? Cevap verme, her şeyin havada asılı kalmasına çoktan alıştım. Artık dikkatim hiç dağılmıyor Hüma. Dizleri çıkmış pijamaya, bayat bir pizzaya, asidi kaçmış kolaya benziyorum ve buna gülemiyorum. Gülünce kime benzediğimi unuttum. Kendime bile benzemiyorum şimdilerde. Ben böyle uyanınca, devam eden kabuslarımla şu yaşımdan bas baya geçemiyorum. Kürek çekmekten kollarım kopuyor, akıntıya teslim olsam da bu su hiçbir denize dökülmüyor. Hüma sen dualara benziyorsun. Yaşlı gözlere. Üzerinde seher kokusu var. Hortumlar, girdaplar, tufanlar ortasında. Vahşi hayvanların ağzında. Kan gövdeyi götürürken muharebe meydanında. Her durumda her koşulda. İsmini söyleyince bir çocuk ağlayarak uyanıyor içimde. Dik tuttuğuma bakma kuyruğumu. Ben çok yoruldum. Sana bu mektubu evet bir simyager olarak, ve fakat hakikatte en çok bunun için yazıyorum.

nevazahire

Tuğba Karademir.
Reply