insanların hepsini kendinle aynı zannediyorsun. farkında mısın, bilmem. reddedeceksin muhtemelen ama gerçek bu işte, kaçamazsın. mutsuz görünen herkeste ve hüzünü çağrıştıran her şeyde kendi yansımanı görüyorsun, ardından bu yansımayı başka bir sen zannediyorsun. bekliyorsun ki sen gibi düşünsün, sen gibi hissetsin, en nihayetinde yeni bir sen oluşsun. imkansız bu. yansımanı her yerde bulabilirsin, onda, şunda veya belki bunda. yansımanı gördüğün için seversin, özel kılarsın ama sen o değilsin, o da sen değil. ne zamanki bu bulguların farklılaşmaya başlar, iyiye yönelir; o zaman kendini kıskançlıkla koruduğunu zannedersin. işte bu yüzden farklı görünene, yansımanı bulamadığına saldırırsın. sen dipteysen diğer herkesi yanına çekmek istersin. zaten yüzme bildiği için en baştan su yüzeyinde kalmışlar, senin için birer adidir. batarken hep birlikte batmak istersin ama yine de bireysellikten söz edersin. senin gibi batmışların su yüzeyine çıkmaya çabaladıklarını veya bunu yapmayı öğrendikleri zaman da gözlerinde yeni adiler onlar olur. senin yanında, dipte olmayan diğer herkes gibi. gerçek şu ki; cesetlerin de hepsi su üstünde yüzerler. yüzeye doğru çıkarken arkalarından konuştuğun tüm o insanların yaşıyor veya ölü olduklarını bilecek güce sahip değilsin. sahip olduğuna kendini inandırman yalnızca bir yalan uğruna kendini kandırmaktır. yanındakileri yeterince dibe batmamış olanlar gördüğünden kıskanarak seveceksin, yüzeye gidenlerin arkasından ettiğin tüm o küfürlere rağmen söz konusu onlar olduğu zaman yine sevgiden söz edeceksin. sen arsızsın, hakikat sahibi olduğunu düşünüyorsun, her şeyi bildiğini. kendini bilge olarak görüp ardından diğerlerinden de bunu bekliyorsun. daha azıyla yetinmek nedir bilmiyorsun, bu nedenle karşı tarafın gücüne veya yollarına bakıp empati kurmuyorsun, kendini bu konuda da bir deha olarak görsen bile. ardından sürekli insanlar adına sızlanıyorsun, doğru mu? ölenlerin de su yüzeyine çıktıklarını anlamıyorsun, senin sorunun bu.