Saat durmaksızın ilerliyordu. Deva, Mrs. Bale'nin bıraktığı fotoğrafı defalarca incelemişti. İlk bakışta sıradan görünen fotoğrafın arka planındaki küçük bir ayrıntı sonunda dikkatini çekmişti.
Eski bir depo numarası. Şehrin liman bölgesinde yıllar önce kapatılmış bir yükleme alanına ait.
Deva direksiyonu sertçe kırdı.
"Bulduğum seni, Mrs. Bale." Motor gürlerken gözleri sürekli saate kayıyordu. Üç saatlik sürenin yarısından fazlası geçmişti. Devran ve Asaf'ın ne durumda olduklarını bilmiyordu. Tek bildiği şey, vakit kaybettikçe şanslarının azaldığıydı. Yağmur başlamıştı. Silecekler hızla çalışırken liman bölgesinin paslı vinçleri uzaktan görünmeye başladı.
Deva aracı terk edilmiş depoların bulunduğu alana sürdü. Sonunda fotoğraftaki bina karşısına çıktı.
Paslanmış metal kapılar. Kırık pencereler. Ve içeride yanan soluk bir ışık. Kalbi hızlandı.
Buradaydılar. Olmak zorundaydılar. Aracı birkaç metre uzağa park etti. Derin bir nefes aldı. Silahını kontrol etti. Sonra kapıyı açıp dışarı çıktı.
Yağmur yüzüne çarpıyordu.
Depoya doğru yürümeye başladı.
Bir adım.
İki adım.
Üç adım...
Tam depoya birkaç metre kala içgüdüleri bağırmaya başladı.
Kulakları sağır eden bir patlama geceyi parçaladı.
Deva'nın arabası dev bir ateş topuna dönüştü.
Patlamanın şiddetiyle etrafa metal parçaları savruldu.
Alevler gökyüzüne yükselirken şok dalgası Deva'yı yere savurdu.
Gözlerinin önünde kıvılcımlar uçuştu.
Kulaklarında sadece uğultu vardı.
Yerde yatarken yanan aracına baktı.