Yıllarca ölmediğini umarak, geri dönmesini beklediğim insan sonunda karşıma çıkmıştı. Ama ne yazık ki beni hatırlamıyordu.
Belki de en acısı buydu.
Bir insanı yıllarca özlersin, çocukluğundan kalan anıları saklarsın, sesini unutmamak için zihninde tekrar tekrar konuşturursun onu.
Bir gün kapının açılacağını ve karşında onu göreceğini hayal eder, umarsın.
Sonra gerçekten çıkar karşına.
Ama gözlerinin içine baktığında, o gözlerde kendine dair hiçbir iz bulamazsın.
Ben Demir'i yıllarca bekledim.
Onunla geçirdiğimiz küçücük anları bile, kocaman bir hayatın en değerli parçaları olarak sakladım.
Onun ölmediğine inandım, bir gün geri dönüp bana sarılacak ve her şeyi hatırlayacaktı.
Öyle hayal etmiştim.
Ama karşıma çıkan kişi Demir değildi.
En azından benim tanıdığım Demir değildi.
Karşımda Teoman vardı.
Ve Teoman beni hatırlamıyordu.
Belki de bir insanın yaşadığı en büyük zorluk birini hayatından çıkarmak değil.
O kişinin hâlâ karşında durmasına rağmen, sana ait olmadığını kabul etmekti.
Ve ben sanırım bunu çoktan kabullenmiştim.