olvidovetea

Şah-ı Şura 17. Bölüm Kesit 
          	
          	♤♤
          	
          	"Babam..." diyerek utana çekine söze başlayan Kurdoğlu eğik başını kaldırmıyordu. 
          	
          	"Umur Bey'den yardım istedi." diyerek cümlesini tamamladığında yüzü eş zamanlı olarak buruştu. Ok yarasına sürülen merhem canını iyiden iyiye yakmıştı. 
          	
          	Ne diyeceğini bilemeyen Karaca, Kutalmış Han için ne derece onur kırıcı olduğunu umursamadan bu habere sevinirken parlayan gözlerini hızlıca eğdi. Kutalmış Han'ın Umur Bey'den yardımı bir mucizeydi, Karaca'ya göre.
          	
          	Yüce Allah, kendilerinin bu aciz hallerini görmüş ve onlara yardım eli uzatmıştı. Eğer her şey istenildiği gibi gider ve babası, eşkiyaların elinde olan Gülçiçek'i kurtarırsa obaya dönme şansı olabilirdi. 
          	
          	"Babam tez zamanda bacını obaya getirecektir Kurdoğlu Bey. Tasa etmeyesin." 
          	
          	+

olvidovetea

5) 
          	  Kurdoğlu ise duyduğu bu restle birlikte sanki yerinden kopan bir kaya gibi dehşetengiz bir öfkeyle kabardı.
          	  ​Beyaz yüzü saniyeler içinde kan kırmızısına döndü; şakaklarındaki ve boynundaki damarlar hırsla dışarı fırladı. 
          	  
          	  Kahverengi gözlerinde şakıyan o öfke harı, ceng meydanlarındaki düşmanı bile yakıp kül edecek bir yangına dönüştü. Karaca'nın kendisine "beni azlet" demesi, genç beyin zaten günlerdir kanayan erlik gururuna, sevdasına ve beylik şerefine vurulmuş en acımasız kılıç darbesiydi. Yaralı omzundan sızan kanın acısını bile hissetmeyecek kadar gözü karardı; göğüs kafesi tıpkı bir demirci körüğü gibi hırsla, öfkeyle inip kalkarken yumruklarını öyle bir sıktı ki tırnakları etini delip geçti.
          	  
          	  "S-sen n-ne..." adeta dili lal olan Kurdoğlu bir süre kendine gelememiş öfkeyle söylediği sözlerin nereye gideceğini bilememişti. 
          	  
          	  İkisi de pişmandı lakin söz ağızdan da bir kere çıkardı. 
          	  
          	  
Reply

olvidovetea

@ olvidovetea  4) 
          	  "Ne dersen de! Acılı babam yanlış karar verip Umur Bey'in ayağına gitmiş olsa da bil ki ne ben ne de Kutalmış Han yeryüzündeki hiçbir canlıya muhtaç değiliz. Soyumuz devam ettiği müddetçe de Dağ Han obası dimdik ayakta duracaktır." 
          	  
          	  "Babam bu obanın ahalisidir Kurdoğlu Bey! Başka yeri yurdu da yoktur. Kutalmış Han'ımızın verdiği kararı dahi sorgulayıp Umur Bey'e karşı durursun. Ya kendini gelesin ya da beni azledesin!" 
          	  
          	  Bu zehir zemberek rest çadırın boğucu havasında yankılanıp bittiği an, Karaca'nın katran karası gözlerindeki o alev alev yanan hiddet bir anda söndü; yerini dipsiz, buz gibi bir pişmanlığa bıraktı. 
          	  
          	  Süt beyazı çehresi uğradığı dehşetle kireç gibi bembeyaz kesilirken, dudaklarından az evvel fırlayan o son kelimenin ağırlığı kendi sinesine bir hançer gibi saplandı. Bir anlık öfkeyle er'ine, canından çok sevdiği beye "beni boşa" demişti. 
          	  Zihninde şaklayan bu hakikatle dili damağı kurudu, gözlerindeki o meydan okuyan hırçın şahin bakışları bir anda ürkek, çaresiz bir ceylanın bakışlarına dönüştü. Titreyen elini gayriihtiyari ağzına bastırdı; sözünü geri almak, o kapkara cümleyi yutmak istercesine dudaklarını araladı lakin soluğu boğazında düğümlenip kaldı.
          	  
          	  ​
Reply

olvidovetea

@ olvidovetea  3) 
          	  Genç adam hışımla boynunu diğer tarafa çevirerek yanağındaki elin boşluğa düşmesine neden oldu. 
          	  
          	  "Ne sana ne de ahaliye hak edecek bir Bey değilim. Ağabeyimi de bacımı da kurtaramadım... ama beni mazur gör Karaca..." 
          	  
          	  Kurdoğlu açıkta kalan yarasını umursamadan ayağa kalktığında Karaca'nın gözlerini kocaman açılmış içinden dualar etmeye başlamıştı. Kurdoğlu'na dur demek istiyordu artık. Başına gelen hiçbir şey onun suçu değildi. Er'inin bu üzgün halini görünce ona sımsıkı sarılmak istiyordu. 
          	  
          	  "Bunca başarısızlığıma rağmen seni yanımda tutuyor ve babanı da otağda görmek istemiyorum. Umur Bey'e muhtaç olarak yaşamaktansa kafir elinde ölmeyi yeğlerim." 
          	  
          	  Kurdoğlu'nun bu net cümlelerine karşı Karaca'ya diyecek hiçbir iyi söz kalmadı. Her defasında Kurdoğlu'nun Umur Bey'in karşısında şiddetle durması Karaca'yı usandırmıştı. Bir seçim yapmak istemiyordu fakat artık susarak da bir yere varamayacağını biliyordu. 
          	  
          	  Tıpkı Kurdoğlu gibi Karaca da öfkeyle ayağa kalktı. Yüzü kıpkırmızı kesilirken zihninde tartmadan düşüncelerini olduğu gibi karşısındaki er'inin yüzüne çarptı. 
          	  
          	  "Babam sana ne etti de kafir elinde yitip gitmeyi ona yeğlersin. Umur Bey'im onca yılını bu oba için feda etmedi mi Kurdoğlu! Başına gelen hiçbir şey senin suçun değil belki... lakin babama ettiğin nankörlük de reva değil! Madem Umur Bey'in otağda yeri olmayacak dersin o vakit kimin yeri olacağını da de. Bil ki Umur Bey'ime düşmeyen post kimsenin hakkı değildir." 
          	  
          	  Kurdoğlu hiçbir şey demeden karşısındaki kadının gözlerinin içine bakarken katran karası gözler onun kahverengi gözlerini ezip geçti. Karaca dişlerini nihayet göstermişti. 
          	  
Reply

olvidovetea

Şah-ı Şura 17. Bölüm Kesit 
          
          ♤♤
          
          "Babam..." diyerek utana çekine söze başlayan Kurdoğlu eğik başını kaldırmıyordu. 
          
          "Umur Bey'den yardım istedi." diyerek cümlesini tamamladığında yüzü eş zamanlı olarak buruştu. Ok yarasına sürülen merhem canını iyiden iyiye yakmıştı. 
          
          Ne diyeceğini bilemeyen Karaca, Kutalmış Han için ne derece onur kırıcı olduğunu umursamadan bu habere sevinirken parlayan gözlerini hızlıca eğdi. Kutalmış Han'ın Umur Bey'den yardımı bir mucizeydi, Karaca'ya göre.
          
          Yüce Allah, kendilerinin bu aciz hallerini görmüş ve onlara yardım eli uzatmıştı. Eğer her şey istenildiği gibi gider ve babası, eşkiyaların elinde olan Gülçiçek'i kurtarırsa obaya dönme şansı olabilirdi. 
          
          "Babam tez zamanda bacını obaya getirecektir Kurdoğlu Bey. Tasa etmeyesin." 
          
          +

olvidovetea

5) 
            Kurdoğlu ise duyduğu bu restle birlikte sanki yerinden kopan bir kaya gibi dehşetengiz bir öfkeyle kabardı.
            ​Beyaz yüzü saniyeler içinde kan kırmızısına döndü; şakaklarındaki ve boynundaki damarlar hırsla dışarı fırladı. 
            
            Kahverengi gözlerinde şakıyan o öfke harı, ceng meydanlarındaki düşmanı bile yakıp kül edecek bir yangına dönüştü. Karaca'nın kendisine "beni azlet" demesi, genç beyin zaten günlerdir kanayan erlik gururuna, sevdasına ve beylik şerefine vurulmuş en acımasız kılıç darbesiydi. Yaralı omzundan sızan kanın acısını bile hissetmeyecek kadar gözü karardı; göğüs kafesi tıpkı bir demirci körüğü gibi hırsla, öfkeyle inip kalkarken yumruklarını öyle bir sıktı ki tırnakları etini delip geçti.
            
            "S-sen n-ne..." adeta dili lal olan Kurdoğlu bir süre kendine gelememiş öfkeyle söylediği sözlerin nereye gideceğini bilememişti. 
            
            İkisi de pişmandı lakin söz ağızdan da bir kere çıkardı. 
            
            
Reply

olvidovetea

@ olvidovetea  4) 
            "Ne dersen de! Acılı babam yanlış karar verip Umur Bey'in ayağına gitmiş olsa da bil ki ne ben ne de Kutalmış Han yeryüzündeki hiçbir canlıya muhtaç değiliz. Soyumuz devam ettiği müddetçe de Dağ Han obası dimdik ayakta duracaktır." 
            
            "Babam bu obanın ahalisidir Kurdoğlu Bey! Başka yeri yurdu da yoktur. Kutalmış Han'ımızın verdiği kararı dahi sorgulayıp Umur Bey'e karşı durursun. Ya kendini gelesin ya da beni azledesin!" 
            
            Bu zehir zemberek rest çadırın boğucu havasında yankılanıp bittiği an, Karaca'nın katran karası gözlerindeki o alev alev yanan hiddet bir anda söndü; yerini dipsiz, buz gibi bir pişmanlığa bıraktı. 
            
            Süt beyazı çehresi uğradığı dehşetle kireç gibi bembeyaz kesilirken, dudaklarından az evvel fırlayan o son kelimenin ağırlığı kendi sinesine bir hançer gibi saplandı. Bir anlık öfkeyle er'ine, canından çok sevdiği beye "beni boşa" demişti. 
            Zihninde şaklayan bu hakikatle dili damağı kurudu, gözlerindeki o meydan okuyan hırçın şahin bakışları bir anda ürkek, çaresiz bir ceylanın bakışlarına dönüştü. Titreyen elini gayriihtiyari ağzına bastırdı; sözünü geri almak, o kapkara cümleyi yutmak istercesine dudaklarını araladı lakin soluğu boğazında düğümlenip kaldı.
            
            ​
Reply

olvidovetea

@ olvidovetea  3) 
            Genç adam hışımla boynunu diğer tarafa çevirerek yanağındaki elin boşluğa düşmesine neden oldu. 
            
            "Ne sana ne de ahaliye hak edecek bir Bey değilim. Ağabeyimi de bacımı da kurtaramadım... ama beni mazur gör Karaca..." 
            
            Kurdoğlu açıkta kalan yarasını umursamadan ayağa kalktığında Karaca'nın gözlerini kocaman açılmış içinden dualar etmeye başlamıştı. Kurdoğlu'na dur demek istiyordu artık. Başına gelen hiçbir şey onun suçu değildi. Er'inin bu üzgün halini görünce ona sımsıkı sarılmak istiyordu. 
            
            "Bunca başarısızlığıma rağmen seni yanımda tutuyor ve babanı da otağda görmek istemiyorum. Umur Bey'e muhtaç olarak yaşamaktansa kafir elinde ölmeyi yeğlerim." 
            
            Kurdoğlu'nun bu net cümlelerine karşı Karaca'ya diyecek hiçbir iyi söz kalmadı. Her defasında Kurdoğlu'nun Umur Bey'in karşısında şiddetle durması Karaca'yı usandırmıştı. Bir seçim yapmak istemiyordu fakat artık susarak da bir yere varamayacağını biliyordu. 
            
            Tıpkı Kurdoğlu gibi Karaca da öfkeyle ayağa kalktı. Yüzü kıpkırmızı kesilirken zihninde tartmadan düşüncelerini olduğu gibi karşısındaki er'inin yüzüne çarptı. 
            
            "Babam sana ne etti de kafir elinde yitip gitmeyi ona yeğlersin. Umur Bey'im onca yılını bu oba için feda etmedi mi Kurdoğlu! Başına gelen hiçbir şey senin suçun değil belki... lakin babama ettiğin nankörlük de reva değil! Madem Umur Bey'in otağda yeri olmayacak dersin o vakit kimin yeri olacağını da de. Bil ki Umur Bey'ime düşmeyen post kimsenin hakkı değildir." 
            
            Kurdoğlu hiçbir şey demeden karşısındaki kadının gözlerinin içine bakarken katran karası gözler onun kahverengi gözlerini ezip geçti. Karaca dişlerini nihayet göstermişti. 
            
Reply