ağlamıştım. sağanak bir yağışta, bir dünya savaşında, ölümler çoğalınca hani her şey yoldan çıkmamış da yollar yıkılmış gibi olan o gün. kapında bitmiştim. hani elimde kalan son ışığı sana o zifirde getirmiştim. kapını açmıştın. her gün gelip de bana açılmayan ama tokmağını özenle temizleyip öptüğüm o kapını o gün açmıştın. hani ben eşiğine varmak uğruna kurşuna dizildiğim yollar aşmıştım o gün. vurulmuştum da ölmemiştim hani. hani sana gelmek yarama merhem, arkama koca bir ordu vermişti. hani beni o kadar ölümünün, savaşın içinde zırhı paslanmış bir kahraman gibi yapmıştı sana gelmek. kapını açmıştın. sen bana kapını açmıştın. eşiğine adım atmıştım hani. oldu bir şeyler. açmıştın ama o ev benim değildi. o evde senin ailen, saçlarını okşayan biri, huzuru tattığın biri vardı. kapı sanki beni iyileştirmek için değil de onca yolu aşarken aldığım yaralarla yaşamamı istememişsin de öldürmek için açılmış gibiydi. o evden çıktım, gelirken vurulmuştum, savaşlar vardı. bak o kapı kapanınca baharlar gelmiş, çiçekler yerini bulmuş, aşıklar buluşmuş ama ben ölmüştüm.