fabrika bacalarının isiyle kararmış bu arsız meydanlarda, herkesin birbirini ihbar ettiği karanlık fısıltı çağında duruyorum. "elalem" denilen o devasa, o kof müfreze, ahlakı bir giyotin gibi boynumuzda gezdiriyor. bakışlarımızı zincirleyen tekinsiz sessizlikten geçerek geldim sana. bu beton blokların arasında, ruhu makine dişlilerinde ezilmiş, yürüyen birer kadavraya dönmüş adamlar görüyorum. bir kadının hür sesinden, sokakta yankılanan pervasız kahkahasından tetiğe basılmış gibi irkilen, ödlek bir kalabalık bu! evlerinde şefkati bir suç gibi saklayan, sokakta ise birer linç aygıtına dönüşen bu yaralı canavarların iki yüzlü kederini çok iyi tanıyorum. gece günahlarına ağlayıp, sabah namus bekçiliğine soyunurlar. ama ben o uysal, hizaya getirilmiş çocuklardan değilim artık. avuçlarımda patlamaya hazır hayallerle, ömrümü senin haritalarda yer almayan, tekinsiz ve bakir sığınağına bir rehin gibi bırakıyorum. gökyüzünün uyuşturucu, sahte ve mavi masallarına eyvallahım yok artık; yalan teselliler burjuvazinin avuntusudur. bir kundaklama sonrasından arta kalan amansız küller gibi, kendimi senin her şeyi göze almış göğsüne savuruyorum. bu kirli kuşatmada aşk, fiyakalı bir kelime değil, dişlerimizle söke söke aldığımız son barikattır.