içinde ' nasıl anlatılır'ını bilmediğin bir boşluk. ruhunda sana ait ama sana benzemeyen bir alan. en çok onu arıyorsun. en çok ondan kaçıyorsun. bir tanımı yok. kitaplarda yok, şarkılarda, şiirlerde yok; gündelik yaşamın içinde en ufak emaresi yok. onu bulamadığından bileğin kağıtlara düşüyor. onu bulamadığından aydınlıklardan siliniyor bakışların. kurcalıyorsun, yakalayamıyorsun. o derin bulantıyı ifade edecek kadar ölgün değilsin henüz. ruhun iki elini yana açmış, yüzükoyun. bedenin seninle alay edercesine diri. o bulantının köşelerini gözüne kestirdiğin zamanlar oluyor. bazen tutar gibi oluyorsun ama aklının tırnakları o denli güçlü değil. kazıyamıyorsun. çekip çıkaramıyorsun. ayaklarının altından kayıp gidiyor yaşam. yabancı yüzlerdeki tanıdıklığı ararken tanıdık yüzlerdeki yabancılığı fark ediyorsun. yerlisi olamıyorsun hiçbir devinimin. bedenini sıyırıyorsun. her sabah yataktan ruhunu geriden bir milim oynatamıyorsun. evin yok, vuslatın yok. öğretilik timsali varoluşun. hiçbir yerde tamamlanamıyor, hiçbir anda aitlik belirtisi bulamıyor, her yere kendini, her şeyi kendine fazlalık görüyorsun. senin için işler yolunda gitmiyor gibi değil, bir yol kalmamış gibi daha çok. ne dün ne de yarın şimdinin öfkeli elleri sıkıyor gırtlağını. iki kere ikinin dört ettiği her şeyin kuralına göre geliştiği ve asıl acıtanın da bu olduğu zamanlar. soluk soluğa eşiğine koştuğun tüm kapılara geç kalıyorsun sağa dönsen kendinlesin, sola dönsen kendinle. her an biraz daha büyüyor kendin olmak.