pahumetsa

kim gun 'dont know how to say goodbye

pahumetsa

'zamanın avuçları altında, bir sıkımlık boğazımla kan kusarak soluyorum. uyuşukluk hissini barındıran tenimde çırpınışlarım soğururken canıma kastın varken, gözlerinin şairaneliğine nasıl odaklanmayabilirdim ki. işte bu ahval, beni darağacına dal budak sallandıran en büyük devrimimdi. güzlere evrilmiş günahın en verimli toprağıydım. çorak görüntünün altında göğsümün içerisinden fışkırırcasına sen yetiştirirken aksini hangi yurttaş bağırabilirdi de beni soğuk betona yuva yapmazdı. adın dudaklarım arasından çıktığında matbaalar kapıma dizilmez miydi! yâhut ben bu yüzden saklamaz mıydım seni. şimdi avuçların boğazımda sarılı iken, yerim çorağın altına mı dökülüyor. sen göğe salınırken benim diplere gömülü olmam imkansızlığımızın doğurduğuna koyduğumuz isimden ibaret. 
          seni rab bilmeyeydim, ikimizi de öldürürdüm.

pahumetsa

ay çiçeği'm, bulut çiçeği'm, güzeller güzeli'm, canım yanıyor.
          gittin. hiç gelmemiş gibi hem de. çok yaktın canımı biriciğim, bitirdin beni ve hala tüketiyorsun haberin dahi yokken.. lakin ben buna karşı çıkamıyorum, çıkmıyorum.
          Ah esfeélie, ah perégo.. can toprağımdan söküp alınmış gam tohumum, söyle bana; yıllar geçti, mevsimler değişti, sus çizgine ektiğim çiçeklerin yerini bir dal zehir aldı, kirlendi.. ben de değiştim, sen de.. tek değişmeyen şey neden yüreğimdeki yerin? kuytu köşede değil bilakis tam ortasında. benliğimi, ruhumu, her zerremi yönetiyor. Kul köle olmaktan başka ne gelir elden söylesene.
           Varlığımın özü yalnız senin için atıyorken söyle perégo; aşk mıdır bu denli acı veren yoksa kalbimin taptığı güzelliğin mi..