pecheuroriel

ruhsar, ağzımı öpüyorsun hiç konuşmazken bile benimle

pecheuroriel

ve aşkım geldim sana. sayısız kez duraksadım yolda, ne zormuş yürümek alışkın olmadığın yolu. ilk defa gelen bendim sana. daima gelen sendin, nasıl tökezletmiyordu o yollar seni? 
          beni özlemişsin, üstelik hâlâ seviyorsun. fakat sevgiden daha çılgın bir tutkuyla bezeli seninki, aşkla belki. aşıksın bana. aşkın gölgesi altında pek çok durum mazur görülebilir sanıyorlar. ne sağlıksız bir hâl aşk denen bu illet. mazur görmektir aslında. takıntı değildi seninki, öfke değildi, özlem değildi, tutku değildi, aşktı işte.
          tüm bunları mazur görüp sığınabilirdin o sıfatın gölgesine. 
          geri geldim evet, ancak görmek istediğim sağlıksız bir sen değildi. beni daha az seven, daha az unutmuş birini görmeyi umuyordum. yokluğum birine bin katıyor sanki. tutuyorsun beni senden bir milim öteye gidemeyeyim diye. aşkım. hiçbir şeyin olamayacak kadar tanıdığım en yabancı kişisin. aşkım. seni seviyorum, yalnızca seviyorum işte. sana güzel sıfatlarla sesleniyor olmam mazimizden, senden değil. 
          beni unut demek bencilce farkındayım, bunu isteyecek egosal kırılma mevcut mu bende bundan da emin değilim; ancak söyleyebilirim ki sen beni atlatamayacaksın. bunu dün kurduğun cümleyle ayan beyan serdin önüme. zamanında bir arkadaşına demişsin ki; ben dünyanın en sağlıklı ilişkisini yaşıyor olsam bile, o yazdığında her güzel şeyi elimin tersiyle itip ona cevap vereceğim. 
          görüyor musun cânım, aşk illetti seni tüketiyor. bir gün aynalara baktığında kendine küsme ihtimalin korkutuyor beni. seni senden bile korumak istiyorum ama kendimden koruyamıyorum.
          seni her evrende bir başka çeşitle seveceğim, bundan şüphen olmasın. ancak sana sorgusuzca gönül verecek gözü karalık artık bana en yabancı hâl.
          kocaman öpüyorum aşkım. en sevdiğin eylemi gerçekleştiriyoruz böylece, 
          sonsuz kere öpücük birtanem.