pecheuroriel

ben her evrende bir kere sana tutulmuş olacağım

pecheuroriel

neler yapıyorsun gün içinde merak ediyorum. beni özlüyor musun mesela, sesimi arıyor kokumu duyumsuyor musun başka insanlardan. en çok neyimi özlüyor ve neden en çok beni seviyorsun, hiç düşündün mü?
          sevgin öyle büyük ki, ağırlığı omuzlarımı düşürdü. ben kendime kendimde yer bulmaya zorlanırken sen çekip bir sandalye ekledin kendine. ne garip değil mi cânım. orada bir yerin sana ait olduğunu bilme hissi ne garip. kendine kolayca yer bulabiliyor olman ne büyük şans. 
          seni özlüyorum. seni çok özlüyorum. yokluğun öyle zor geliyor ki, bazen koşup sana sarılmak istiyorum beni sımsıkı kucaklayacağını bilerek. bizi mahvettin. 
          

pecheuroriel

beklemek değil doğru tanım. seni anlıyordum biliyor musun, neyi neden yaptığını bir yerde görebiliyordum sanki. bu yüzden sana kızamıyordum çünkü temelde seni anladığım gerçeği vardı. açıkça söylenmemiş çoğu şeyin altını doldurabilecek duygusal birikime sahip olduğumu düşünüyorum, senin meselen kendinleydi 

pecheuroriel

inançsızlığın cânım. insanı en derinlerinden kavrayıp sarmalıyor sanki. bir düşman gibi gözlerini dikmiş incelerken kendini, görünmeyenin yasını tutuyor. yeryüzünün sularında yıkadın kirini, arındım sandın daha da battın. kendini kurtaramamanın sancısını şimdi, yirmibeşini dün doldurmuşken çekiyorsun. artık yarıyaştasın, evrenin tam ortasında ve bensizliğin o net çizgisinde. hayatın türlü oyunları varken sana hiçbirini sunmaması ne büyük kayıp. dileklerinin gerçekleşmiyor olması ne büyük ayıp. sana evreni bahşetmek isterdim fakat senin evrenin benim. bunun ağrısı tüm ruhumu öyle derinden sarmalıyor ki, tıpkı belimi avucun içine alarak kendine yasladığın gibi, sımsıkı.
          
          o sımsıkılıktaki benim etme arzusunu bana dudaklarını yönelterek göstermek istedin fakat benim isteğim bu değildi. başları çıkıp ortalığı karanlığa boyayan düzlüğün  üzerinde akıtabilmekti tüm hissimi. 
          olmadı, yapamadık ve battık işte. batırmıştık ortalığı ve çekip gitmiştik. 
          o dağınıklığın üzerine inşa etmeye çalıştığımız şeyin boyunduruğu altında kaldık. şimdi bir duvar var aramızda, iki ayrı yakasındayız. 
          toparlamak için bir araya geldiğimiz anların sayısı sayısız artık. 
          bitirdik kendimizi ve en önemlisi seni.
          mahvettik.
          seni azad ediyorum aşkım.
          seni affediyorum.
          istediğin sayısız öpücüğü sana armağan edebildim. 
          seni, 
          sonsuz karmaşıklık halindeki hislerle kucaklar, her anının neşeyle geçebilmesini dilerim.
          seni seviyorum.
          
          oríel.
          ondörthaziran, 26.

pecheuroriel

ve aşkım geldim sana. sayısız kez duraksadım yolda, ne zormuş yürümek alışkın olmadığın yolu. ilk defa gelen bendim sana. daima gelen sendin, nasıl tökezletmiyordu o yollar seni? 
          beni özlemişsin, üstelik hâlâ seviyorsun. fakat sevgiden daha çılgın bir tutkuyla bezeli seninki, aşkla belki. aşıksın bana. aşkın gölgesi altında pek çok durum mazur görülebilir sanıyorlar. ne sağlıksız bir hâl aşk denen bu illet. mazur görmektir aslında. takıntı değildi seninki, öfke değildi, özlem değildi, tutku değildi, aşktı işte.
          tüm bunları mazur görüp sığınabilirdin o sıfatın gölgesine. 
          geri geldim evet, ancak görmek istediğim sağlıksız bir sen değildi. beni daha az seven, daha az unutmuş birini görmeyi umuyordum. yokluğum birine bin katıyor sanki. tutuyorsun beni senden bir milim öteye gidemeyeyim diye. aşkım. hiçbir şeyin olamayacak kadar tanıdığım en yabancı kişisin. aşkım. seni seviyorum, yalnızca seviyorum işte. sana güzel sıfatlarla sesleniyor olmam mazimizden, senden değil. 
          beni unut demek bencilce farkındayım, bunu isteyecek egosal kırılma mevcut mu bende bundan da emin değilim; ancak söyleyebilirim ki sen beni atlatamayacaksın. bunu dün kurduğun cümleyle ayan beyan serdin önüme. zamanında bir arkadaşına demişsin ki; ben dünyanın en sağlıklı ilişkisini yaşıyor olsam bile, o yazdığında her güzel şeyi elimin tersiyle itip ona cevap vereceğim. 
          görüyor musun cânım, aşk illetti seni tüketiyor. bir gün aynalara baktığında kendine küsme ihtimalin korkutuyor beni. seni senden bile korumak istiyorum ama kendimden koruyamıyorum.
          seni her evrende bir başka çeşitle seveceğim, bundan şüphen olmasın. ancak sana sorgusuzca gönül verecek gözü karalık artık bana en yabancı hâl.
          kocaman öpüyorum aşkım. en sevdiğin eylemi gerçekleştiriyoruz böylece, 
          sonsuz kere öpücük birtanem.