sokak çocuğun sesi ile yankılanıyordu, üç beş kuruşa güzel söz diye bağırıyordu çocuk. onu gördüğümde ya ellerim cebimdeydi ya da bir zehiri tüttürüyordum dudaklarımda. bir avuç demir parayı ufak ve terlemiş avuçlarına bıraktım. biraz mahçupça avuçları, şeker ne de yakışırdı... "söyle çocuk. söyle en güzel sözünü bana." elindeki paraları çocuklara mahsus bir neşe ile ceplerine dökerken baktı gözlerime. "bayım," dedi. "bayım, ateş gibi yanıyordu bozuk paralar. cehennemdesiniz." tatmin olmamış gibi baktım gözlerine, sonra tekrar başladı mırıldanmaya. "şimdi o gelse, cennet mi olacak cehennem?" o sözden sonra ya cebimde olan ya da sigara tutan ellerim çocuğun saçlarında dolaştı. parmaklarım karıncalandı masum tellerin huzuru ile. nasıl da haklıydı, sahi o gelse cehennem cennet olacak mıydı?