Bazen belirsizlikler yakar canını, içten içe, yavaş yavaş. Adını koyamadığın bir ağırlık gibi çöker göğsüne; ne tam bir acıdır ne de geçip giden bir hüzün. İçinde dolaşır durur, susturamadığın sorularla birlikte. “Ya öyle olursa?” diye başlayan düşünceler zamanla tüm zihnini ele geçirir. Etrafın seni tüketir; insanlar konuşur, hayat akmaya devam eder ama sen sanki bir yerde takılı kalmışsındır. Herkes bir şeylerden emin gibidir, bir yönü, bir planı vardır; sen ise nereye ait olduğunu bilmeden yürürsün. En çok da bu bilmemek yorar insanı; yolun zor olması değil, yolun nerede başlayıp nerede bittiğini kestirememek. Gülüşler yabancı gelir, kelimeler anlamını kaybeder. Güçlü görünmeye çalışırsın ama içindeki kırılganlık her fırsatta kendini hatırlatır. “Geçecek” dersin, “dayanmalıyım” dersin ama bazı geceler geçmez. Gece uzar, düşünceler koyulaşır, sessizlik bile ağırlaşır. Kendi zihninin içinde dolaşırken cevap aradıkça daha da kaybolduğunu hissedersin. Belirsizlik sabırlıdır; acele etmez. Umudun kenarlarından başlar, güveninin köklerine kadar iner; kendine olan inancını sorgulatır, geçmişi yeniden düşündürür, geleceği sisle kaplar.