İnsanın sefaletini de, alçaklığını da, çektiği işkenceleri de aynı umursamazlıkla görüyordu. O halde o paylaşma, tamamlama, sahildeki yalnızlıkta bir cevap bulma düşü sadece aynadaki bir yansıma, aynanın kendisi de, altındaki daha yüce güçler uykudayken üstteki durgunlukta oluşmuş sadece yüzeysel bir yansıtıcı mıydı? Huzursuz, umutsuz, ama yine de gitmeye gönülsüz olarak (çünkü güzelliğin sunduğu çekicilikler, avuntular vardı) artık kumsalda gezinmek imkânsıza; düşüncelere dalmak katlanılmazdı; ayna kırılmıştı.