rojinnn_cosarrr

Geçip gidiyor zaman.
          	Duvarın köşesinde asılı saatin tıkırtısı
          	her saniyeyi biraz daha içimize çiviliyor.
          	Günler sarsılıyor,
          	ve biz, her sarsıntıda biraz daha eksiliyoruz.
          	
          	Kayboluyoruz.
          	Aynı gökyüzünün altında
          	birbirini arayan iki yabancı gibi.
          	Ruhlarımız en çok birbirine yaklaşmışken,
          	parmak uçlarımız değecekken neredeyse,
          	hayat sert bir rüzgâr gibi giriyor aramıza
          	ve savuruyor bizi
          	farklı yönlere.
          	
          	Yoruluyor bedenlerimiz.
          	Aynalarda gözlerimiz donuk,
          	sesimiz yorgun,
          	kalbimiz suskun.
          	Kayıp ruhlarımız
          	uzun bir kışa bırakılmış şehirler gibi
          	soğuyor.
          	
          	Tutamıyoruz yakasından zamanı.
          	Ne yaklaşan kavuşmaları,
          	ne de elimizden kayıp giden anları…
          	Her şey avuçlarımızın arasından
          	kum gibi akıyor.
          	
          	Ruhlar susuyor.
          	Kalpler susuyor.
          	Ama suskunluk bile haykırıyor içimizde.
          	
          	Çünkü insan
          	en çok bulmak isterken seviyor.
          	En çok kavuşmaya inanmışken bağlanıyor.
          	Ve belki de
          	en çok sevdiği yerde korkuyor
          	kaybetmekten,
          	geç kalmaktan,
          	bir daha hiç dokunamamaktan.

rojinnn_cosarrr

Geçip gidiyor zaman.
          Duvarın köşesinde asılı saatin tıkırtısı
          her saniyeyi biraz daha içimize çiviliyor.
          Günler sarsılıyor,
          ve biz, her sarsıntıda biraz daha eksiliyoruz.
          
          Kayboluyoruz.
          Aynı gökyüzünün altında
          birbirini arayan iki yabancı gibi.
          Ruhlarımız en çok birbirine yaklaşmışken,
          parmak uçlarımız değecekken neredeyse,
          hayat sert bir rüzgâr gibi giriyor aramıza
          ve savuruyor bizi
          farklı yönlere.
          
          Yoruluyor bedenlerimiz.
          Aynalarda gözlerimiz donuk,
          sesimiz yorgun,
          kalbimiz suskun.
          Kayıp ruhlarımız
          uzun bir kışa bırakılmış şehirler gibi
          soğuyor.
          
          Tutamıyoruz yakasından zamanı.
          Ne yaklaşan kavuşmaları,
          ne de elimizden kayıp giden anları…
          Her şey avuçlarımızın arasından
          kum gibi akıyor.
          
          Ruhlar susuyor.
          Kalpler susuyor.
          Ama suskunluk bile haykırıyor içimizde.
          
          Çünkü insan
          en çok bulmak isterken seviyor.
          En çok kavuşmaya inanmışken bağlanıyor.
          Ve belki de
          en çok sevdiği yerde korkuyor
          kaybetmekten,
          geç kalmaktan,
          bir daha hiç dokunamamaktan.