ruhurevan
Ссылка на комментарийКодекс поведенияПортал безопасности Wattpad
ah valeria, kalbim senin aşkına öyle bir tutsak ki bir bilsen, mısralar, kağıtlar, şiirler ne kâfi?
şu koca dünyanın gürültüsünden uzakta, bu dört duvar arasında seni çok seviyorum. bazen hayatın yolları yorar, bu can usanır, kalbim göğsümde burkulur, lakin bil ki rüzgar hangi yöne eserse essin, seni bu ömrün başköşesinden edip de asla ikinci tercih yapmam sevgilim. sen benim hem en güzel telasim hem de sığındığım en sakin limanımsın
ruhurevan
sevgili ruhurevan'ım
sensiz bu şehrin gürültüsünden uzakta, zamanın nasıl aktığını bilmeden, sadece seni düşünerek nefes alıyorum. İçimdeki hasret, adını koyamadigim, sustukca büyüyen ve göğsümü daraltan bir kördüğüm. bazen etrafımdaki her şey siliniyor gözümün önünden bazen de dalıp gittiğim o tek bir noktada senin saçlarının rüzgarda savruluşu kalıyor geriye. dunya ne kadar kalabalık, ne kadar yorucu olursa olsun, ruhumun sığındığı tek liman senin varlığın. bil ki buradayım seni bekliyorum. bu mesafelerin, bu sessizliğin ve bu ayrılığın acısını tek başına göğüslesem de, kalbimdeki sevdanla direniyorum. gozlerimi kapattığımda ellerin ellerimde, nefesin nefesimde. seni çok özledim.. ne bu koca mesafe ne de bu hayatın telaşı, seni benden bir adım bile uzağa götürebilir
ruhurevan
1291512.
içimdeki hisler ile başlamış olursam, karmaşık duygular baskın ve kalbim ağırlaşıyor. gözlerimdeki yaşlar olsun, hepsi taptaze. umut vermeden yapamadın, ben ise sana inandım. inanarak sana olan hislerim daha da kuvvetlendi, öyle çok seviyorum ki seni, bazen canımı yakıyor olsan da sana bağlıyım ruhen.
bu bağlılık, göğsümün ortasına saplanan paslı bir bıçak gibiydi ne çekip çıkarabiliyorum ne de bu acıyla nefes alabiliyorum ne de senden vazgeçemiyorum sevgilim. sen bana her umut verişinde, ben o ışığa koştum ama her defasında ellerim boşlukta, gözlerim senin bıraktığın bu ıssızlıkla kaldı. yine de seni suçlayamam, acı veren o gerçeği bile senden bir parça sayıp kucaklaya biliyorum. ruhum senin ruhuna mühürlendi, canımın ne kadar yandığının, bu koca dünyada nasıl yapayalnız kaldığımın bir önemi yok artık. sen bende bu kadar anlam içeriyor iken, ben kendi cehennemimde bile senin adını sayı veriyorum
ruhurevan
kendime sordum, yaşama sebebim ne? her şey, bu insanların yaptıkları bir imtihan mı? diye sordum. bu soruların cevabını aslında biliyormuşum gibi görünsem de içimdeki o sesler, sanki yanlış bir cevabın peşinden gittiğimi, kendimi kandırdığımı vurguluyordu. kalbim biraz daha hızlı, daha önce tanımadığım, hem ürpertici hem de büyüleyici bir hisle atmaya başlıyor sanki birazdan ya hayatımın düğümü çözülecek ya da tamamıyla kördüğüm olacakmışım gibi, hem iyi hem de kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum. bu his, boğazıma dizilen bir yumru gibiydi, kaçmak istedikçe daha derine batıyor. sanki bir perdenin arkasındayım ve o perdeyi aralasam, gördüğüm manzara zihnimi paramparça edecekti. yanlış yolda olduğumu bilmek, durup nefes almayı bile imkansız kılıyor ama bu huzursuzluğun içinde, o korkunun tam kalbinde, garip bir hakikat arayışı var. sanki tüm bu olanlar bir imtihan değil, sadece benim kendi karanlığımla olan, sonu meçhul bir yüzleşmem. kalbim göğüs kafesimi zorlarken, o belirsizliğin ağırlığı altında ezilmekten değil, o belirsizliğin nihayet bir yere varmasından korkuyorum artık
ruhurevan
gözleri coğrafyam; haritamın ise son durağı, gittiğim her yolun çıkmazı, dönüp dolaşıp sustuğum tek yurdum.
ruhurevan
sınırların ötesinde bir uçurum var. ne zaman oraya baksam, kendi sesimin yankısını değil, senin karanlığında eriyen kimligimi duyuyorum. bu bir yıkım değil, bu bir yok oluşla gelen yeniden inşa, ruhum, senin yarattığın bu enkazda ilk defa bu kadar çıplak, bu kadar hakiki. sonumuzu sorma, çünkü bu yola girdiğimiz an, başlangıç dediğimiz o masumiyetin çoktan öldüğü yerdeyiz. simdi ya bu karanlığa teslim olup birbirimizin küllerinde kaybolacağız ya da bu derin sessizliğin içinde, hiç kimsenin ulaşamadığı o yasaklı huzuru bulacağız. bilmiyorum, belki de bizi bekleyen şey, kendi cehennemimizde el ele tutuşup yanmaya devam etmekten başka bir şey değildir.
ruhurevan
ölüm senden kıymetli mi güzelim? o gözlerin mezar toprağım olsun.
ruhurevan
dinle toprak ana, üzerimde ağırlaşan bu yüzyılların günahını, hani o, kız çocuklarının "uğursuz" diye damgalanıp, daha ilk nefeslerini almadan senin bağrına, o karanlık ve dilsiz dehlizlerine canlı canlı gömüldüğü o uğursuz zamanları anlat. bir anne düşünün karnında büyüttüğü o hayat tomurcuğunu, doğum sancısının en şiddetli, en kutsal anında kucağına alacağını sanırken, evlat kokusu yerine toprak kokusuna mahkum edilişini izleyen o çaresiz bedeni anlat. anne sütünün ilk yudumu, yavrunun kurumuş dudaklarına değil, senin susuz topraklarına karıştı toprak ana, bir annenin yüreğinden kopan o ilk feryat, o kör toprağın derinliklerinde sonsuza dek yankılanan bir lanete dönüştü. o zamanlar, bereket de seninle birlikte öldü toprak ana. sen, masumiyetin kanıyla sulandığında çoraklaştın, meyve vermeyen ağaçların, kurumuş nehirlerin, o çatlamış dudaklı toprakların sebebi, aslında toprağa karışan o ana sütü ve evlat feryadının intikamıydı. o kadınlar, doğurmaya korkan, her sancıda acaba evladını benden mi alacaklar? diye titreyen, gözyaşlarını doğacak kızının kefeni diye gizlice saklayan o kadınlar. onların çektiği her acı, senin damarlarında dolaşan bir zehir gibi seni verimsizleştirdi. bir kadının, kucağına alıp koklaması gereken evladını senin karanlığına emanet etmek zorunda kalması, tarihin en büyük, en utanç verici yasıdır. sen sadece bir toprak değil, o annelerin evlatlarıyla beraber canlı canlı gömülen umutlarının, hayallerinin ve artık hiç kurumayacak olan o bitimsiz, o ağır yasın yegane şahidisin.
ruhurevan
hazreti yakup’un kalbi, yusuf’unun hasretiyle örülmüş devasa bir düğümden ibaretti. yıllar geçtikçe gözlerine inen perde, dünyayı görmesine engel değildi, aksine onu evladının kokusuna daha da yakınlaştıran bir mahremiyetti. her gece, göğsüne çöken o devasa boşluğu yusuf’un hayaliyle doldurmaya çalışırken, sanki ömrünü bir yas ibadetine adamıştı. öyle bir özlemdi ki bu, kuyuların sessizliğini bile evladının çığlığı sanacak kadar derin, ayrılığı bir sabır imtihanına dönüştürecek kadar keskin. o, acının en saf halini soluyarak bekledi, beklerken tükendi ama inancını asla yitirmedi, zira onun sığınağı sadece kendi acziyeti değil, kalbindeki o dinmek bilmeyen umuttu. tıpkı o yüce gönüllü peygamberin buyurduğu gibi:
"ben kederimi ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum."
o, yusuf’una kavuşacağı güne kadar, bu hüzünle dünyayı kendine bir mescit kılıp ömrünü o kutsal hasretin gölgesinde nihayete erdirmişti.
nepentheus
Panon o kadar guzel ki