runess_s

Tankın egzozuna tişört tıkayan ABİ’ye,
          Kamyonuyla adam taşıyan ABLA’ya,
          Mahsülünü yakıp uçaklara engel olan AMCA’ya,
          Oyuncak kamyona bayrak takan KARDEŞİM’e,
          Tankı motosikletle kovalayan ARKADAŞ’ıma,
          Terlikle tanka vuran TEYZE’ye,
          Çatıdan jete atlamaya çalışan GENÇLER’e,
          Jete ıslık çalıp, "gel lan buraya" diyen YİĞİT’e,
          Tank kapağını taş motoruyla kesen USTA’ya,
          Tanktan çıkardığı askere sarılan POLİS’e,
          Jetler kalkmaması için depoları boşaltan PİLOT‘a,
          Kamyonları, tırları kışla kapısına çeken ŞOFÖR’e,
          Meydanlarda dua eden HACI’ya,
          Minarelerden Salalar okuyan HOCA’ya,
          Evinde gözyaşı döken BACI’ya,
          Vurulan bacağını kemerle boğan DAYI’ya,
          Vatan için canını veren ŞEHİDİM’e...
          Şehit olamadığı için üzülen GAZİMİZ’e...
          Daha ismini yazamadığım nice isimsiz Kahramanlara,
          Velhasılı yüreğinde vatan sevgisi olan HERKESE
          Teşekkürler...
          

runess_s

Dünya, insanların kendi seçtikleri yolların ağırlığı altında ezildiği bir sahne gibidir. Bu yük, dış dünyadan gelen zorluklardan ziyade, içlerindeki bastırılmış arzuların ve korkuların her zaman bir sonucudur. Hayallerini gerçeğe dönüştüremeyenler, başkalarının başarılarına gölge düşürmeye çalışır. Cesaretini toplayıp sevgiye adım atamayanlar, aşka inananları küçümser. İnançlarını sorgulamaktan kaçınanlar, maneviyatı yaşayanları eleştirir. Hepsinin ortak paydası, içinde biriken pişmanlık ve özlemdir. Bu döngü, insanın kendi yarattığı labirenttir. Yeteneklerini kullanamayanlar, başkalarının eserlerine burun kıvırarak kendilerini teselli eder. Aşkı riske atmaktan çekinenler, sevginin değerini anlamadan yargılar. Düşüncelerine sadık kalamayanlar, inanç sahiplerine laf atar. Ancak bu tavırlar, onların kendi eksikliklerini örtbas etmekten ibarettir. Bilinçaltlarında yatan gerçek, eleştirdikleri hayatların, aslında özlem duydukları birer yansıma olduğudur. Dünya, bu insanları kendi yarattıkları acıyla yüzleşmeye mahkûm eder.
          

runess_s

Bazen bakıyorum ve diyorum ki çocuk olmak güzel şey. Gerçeklerden bihaber yaşamak, hayatı hep renkli ve tatlı olacağını görmek diyorum güzel şey. Salıncakta sallanabiliyorsun kimse bir şey demiyor. İstediğin gibi bağırabiliyorsun kimse bir şey demiyor. Yakara yakara ağlayabiliyorsun kimse bir şey demiyor. "Çocuk esasında" diyip geçiyorlar. Keşke diyorum bazen anlayışlı olmasam. Keşke diyorum bana çok olgunsun, çok anlayışlısın demeseler. Ağlamak keşke bizlere de yasak olmasa. Bizde boğazımız çatlayana kadar ağlayabilsek keşke. Her an bir şey olur diye endişelenmek zorunda kalmasak, her şeyden bir mana çıkarmasak, çok düşünmesek... 

runess_s

Brinin hayatından çıkması, aslında ölüme benzer bir boşluk bırakır insanın kalbinde. Onunla bir daha konuşamayacak olmanın ağırlığı, ruhun üzerine çöker. Beyin, bu kaybı anlamlandırmaya çalışır; yokluğu bir veda gibi değil, bir yitiriş, bir son gibi hisseder. Tıpkı ölüm gibi, varlığına alıştığın, sesine, bakışına, gülüşüne tutunduğun birini kaybetmek, geride derin bir boşluk bırakır. Ona bir daha "seni seviyorum" diyemeyecek olmak, bir vedanın en ağır kısmıdır belki. Sanki boğazında düğümlenen sözcükler, hiç var olmamış gibi sessiz kalır. İçine çektiğin her nefeste o eksikliğin acısı dolarken, hatıraların yükü omuzlarına çöker. Sarılamamak, dokunamamak, onunla bir kez daha aynı havayı soluyamamak, o anlara ait tüm güzelliklerin bir anda elinden kayıp gitmesi gibidir. Ve bir yanın hâlâ onun orada olduğunu umarken, gerçekler acımasızca fısıldar: Artık o yok, artık o gülüş, o ses, o sıcaklık yok. Beyin, bu ayrılığı ölüm gibi algılar, çünkü insan ruhu için sevdiği birini kaybetmekle onun gerçekten hayata veda etmesi arasında pek de fark yoktur. Yürek aynı yasın içine çekilir, aynı sessizlikle dolup taşar. İşte bu yüzden, kaybettiğimiz her insan, içimizde bir boşluk bırakır. O boşluk dolmaz, sadece zamanla kenarları yumuşar. Ama bir daha hiç kimse, onun bıraktığı yerin tam da aynısını dolduramaz. O eksiklik, bir iz olarak kalır; ve biz, o izi özenle taşırız, sanki bir anısı, bir hatırası gibi. Çünkü bazı kayıplar, kalbimize sessiz bir çığlık gibi kazınır, ve o çığlık, tıpkı bir vedanın son yankısı gibi, içimizde yaşamaya devam eder.

88_deniz_88

Öncelikle merhabaaa kendi evrenimde geçen epik fantastik bir kitabım var okumanı çok isterim efenim. Kurgumun temel konusu kendi evrenimdeki tanrı panteonudur bu nedenle ana karakterim savaş aşk ve politik gücün tanrıçasıdır. Kurgum ve kalemim sağlamdır bu yüzden pişman olmayacağına temin ederim. Seni de Avyon Evreni'ne ve Ak Yıldızın Düşüşü'ne bekliyoruum ✨❤️