sakingercekler

Tanrı’nın sanatı.

sakingercekler

Tapamayacağım tanrılar yaratıyorum. Yaşatamayacağım çocuklar doğuruyorum. Bitiremeyeceğim işler icat ediyorum. Çıkamayacağım yollarım, aşamayacağım dağlarım var. Uyuyamayacağım uykularım, uyanamayacağım kabuslarım, konuşamayacağım dillerim. Çözemeyeceğim bilmecelerim. Sorgusuz sualsiz yüklendiğim sorumluluklarım. Cennete ait sandığım her şey benim topyekûn cinnetim.

sakingercekler

Ses sesten ayrılıyor. Nesneler sustu. Dil bütün bağlarının dışında. Gözler topuklara çekildi. Adamın önünde iki ayrı sonsuzluk, iki vazgeçiş mezarı: Kağıt ve gece. Elinde bir çeki taşı dünya. Bilmenin azabını unutmanın azabıyla tartıyor. Her şey keder terazisi. Yaşamanın iskeletine geldi adam. İnandığı ne varsa birer harf ölüsü, uzaklık atlası. Zaman gövdesinde sönüyor. Anlamak ve sevmekten iki ağızlı günah. Pişmanlık arzusuyla bakıyor her şeye. Taşlar bile güzellik acısına döndü.
          Son bir çırpınışla çıkıyor sabaha. Hiçbir şeyi kaçırmayacak bir yalnızlık korkusu. Kendini sevmeyi öğreniyor adam.

sakingercekler

Çareyi kolay buldum. Çaresizlik insanın dönüp dönüp kendine inanması. Bütün uzaklar canımdan içeriydi. Bütün yakınlar yabancı. İncelik, kimsesiz bir vakit. Ne yazdıysam gerçek elimden aldı. Gecikmenin hapishanesinden çıkamadım. Bir köpek kuyruğu oldum en fazla. ‘Kirpikten usandım kaştan usandım.’ Bir yankı geldi, heves oldum. İnanmak yokluk kadar büyüktü. Tenha kaldım. Işık vardı, kimse duymadı. Bir çekilmeyi gülümsedim. Anlamak dünyayı uzak düşürdü. Söz, kalbin mezarıymış. Yoruldum. Gamzesiz sulara geldim. Kalabalık, kapım duvarım. Aşkın kandili gövdede yanar, gövdede sönermiş. Işıdım, karardım. Elimde bir hayal taşı. Gölge, sermayem. Can sıkıntısına sığındım. Güzellik soğudu. Zaman atı, bir acı masal. Kirpikler söndü. Geceyi öğrendim. Gitmeden gördüm gittiğim yeri. Aklım ceza. Seni bir daha düşündüm. Ağzın gözlerinin cümlesi. Sözlerin hece hece soyunan dünya. Ah benim Sevinç bilmez kalbim… unutmak değil bu; pişmanlık değil; yalnızlık değil. Gülün cehennemi. Vazgeçmenin büyüsü. Sonsuzluk hazırlığı.
          Ölüm evler içiymiş. İyilikle boğuldum.

sakingercekler

Salyangozları topluyorum kaldırımdan. Sabahın ilk ışıklarını. Sessizlik yürüyor. Nar ağacının kabuğundan Japon gülünün yaprağına… iki güneş çizgisi, iki yağmur buğusu. Bir çıtırtı halinde ölmesin diye hayat. Avucumun içinde, bahçeye. Sokak uyanmadan. Bir gizin içinde öylece duruyorum. Toplanıp açılıyor kabuk. Duygusunu benden alıyor doğa. Sonsuzluğu seriyor önüme. Sardunyalar yedi kırmızıyla bakıyor. Deniz değil bu, uyanan gece. Mine çiçeklerinden bir gökyüzü. Bütün zamanların içindeyim. Ölüm… geçtim korkundan.
          Anlamaktan öte bir sevinç duyuyorum.

sakingercekler

Bütün ayrılıklarımı alır gelirim. Ev bir tenha söz. Eşyalar ıslık çalar. Bir genişlik umarım. Hayalsiz olmuyor. Zaman büyük simyacı. Hatıralar bile hayal. Ağaçların ışıklarını toplayıp çekilir güneş. Ölüm değil müşkül, zaman acısı. Yaşamasam nereden bilecektim. İnsanlardan üzgün düşmenin uzağıyla bakarım. Henüz mağrurdur yalnızlık. Yüksek seslidir. Kalabalığa inanır. Gölgelerini okurum. Herkes aynasını ters yüz edip çıkmıştır. Oysa orada birikecektir yaşam tutkusu. Öğrenmek çoğa varır. Bir gamze göllenir, göllenir. İçinde topuklar döner, saçlar titrer, sesler köpürür. Ayaklanmış kuyudur ağızlar. Gövde, dünya kesilmiştir. Kimseler görmeden toplarım cesedimi. Bir merhamet duygusuyla iner akşam. Bütün incittiklerim kalbimdedir. Uzak yoktur. Ölüm de bir zamandır. Dönerim…

sakingercekler

Tam da akşam üzeri gidiyorsun alıp aklımın aydınlığını batan günle birlikte, ince hüzünler içinde alacakaranlığını eliyorsun yüreğime susan göğün. Gölgelerin uzanıp uzanıp korkular içinde yalnızlığı öptüğü bu öksüz saatlerde; tam da özenle kurup sakladığım o en güzel sözü söyleyecekken gidiyorsun. Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa sana ilişkin, dünya kadar bir yumruk olup oturuyor boğazıma. Sıcakla soğuğun aykırı yol ağzında; hevesle düş kırıklığının, bekleyişle bitişin birbirini yediği karmakarışık duygular içinde kaskatı kalıyorum. Işıkları yanıyor bir bir karanlığa batan evlerin. Geçerek bırakılmışlığımın başucunda telaşlı adımlarla usul usul eksiliyor sokaklar. Günüm kördüğüm oluyor. Geceyi çözemiyorum. Ay ışığı gümüş bir hançere dönüşüyor karanlığın elinde, çizip çizip kanatıyor anıların suskun yüzünü. Buz gibi sular sızıyor ürpertiler içinde tenimden hücrelerime. Acılaştıkça acılaşıyor ayrılık. Tırnaklarımı yiyorum.

sakingercekler

Bu adam içinde tükenmişlik, çevresinde bu çölle, yolunun üzerindeki sessiz bir taraçanın karşısında durduğunda bir an onurlu hırslar, özveri ve azimle dolu hayallerin önündeki boşlukta uzandığını gördü. Bu güzel hayal şehirde aşklar ve güzellikler neşeli balkonlardan ona bakıyor, hayatın meyveleri bahçelerde olgunlaşıyor ve umut suları gözünün önünde pırıl pırıl parlıyordu. Bir dakika geçmemişti ki hepsi yok oldu. Bir kuyuda birikmiş gibi duran evlerin arasından tepedeki odasına tırmanarak kendini üzerindeki kıyafetlerle dağınık yatağına bıraktı ve yastığı boşa akan gözyaşlarıyla sırılsıklam oldu.
          Güneş hüzünlü hüzünlü yükseldi; güneşin üzerine vurduğu hiçbir şey, sahip olduğu yetenekleri ve güzel duyguları kullanma becerisinden yoksun, kendi yararı ve mutluluğu için bir şeyler yapmayı beceremeyen, dahası bu feci halinin farkında olan ve bu feci halin onu tüketmesi pahasına kendinden vazgeçen bu adamdan daha hüzünlü değildi.

sakingercekler

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
          Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
          Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
          Nereye kadar gidebilirim, gitsem?
          
          Aradığım nedir, o kentten bu kente?
          Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
          Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
          Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.
          
          Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
          Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
          Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
          Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
          
          Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
          Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
          Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
          Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.
          
          Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
          Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.
          
          Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
          Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?
          
          Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
          Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
          Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
          Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?