Sislerin ağır bir perde gibi sokakların üzerine çöktüğü, eski taş binaların pencerelerinde titrek ışıkların sanki yorgun bir kalbin son atışları gibi yanıp söndüğü o gecede, elinde yıllardır açmaya cesaret edemediği mektubu tutarken, geçmişin gölgeleri birer birer zihninin koridorlarından geçiyor, her adımında biraz daha derine çekiliyor ve sonunda anlıyordu ki insan bazen kaderini değiştirmek için değil, onunla yüzleşecek cesareti bulmak için yürür.