Jazabell, otoriteyle büyütülmüş, sevgi yerine itaatle yoğrulmuş bir ailenin içinde yetişmiş bir kadının hikâyesi.
Bu ailede kural basit: Baba buyurur, çocuk uygular. Sorgulamak ihanet, boyun eğmemek mirastan silinme sebebi.
Hikâye bir cenazeyle açılır. Ama bu cenaze sadece bir ölümü değil, bastırılmış sırların ve hesaplaşmaların başlangıcını temsil eder. Jazabell, yıllar boyunca susturulmuş bir gözlemcidir; ailesinin kurduğu düzeni sessizce çözmüş, her taşı zihninde yerli yerine koymuştur.
Babadan miras kalan şey para ya da güç değil, bir öğretidir:
İnsanı doğrudan yok etmek değil, onu yaşarken yenik bırakmak.
Ceza affedilmez, affedilen suç tekrar doğar.
Bu noktada hikâye klasik “intikam”dan ayrılır; Jazabell’in amacı kan dökmek değil, denge kurmaktır.
Jazabell ilerledikçe:
Aile içindeki ikiyüzlülük,
Üvey anne figürünün manipülasyonu,
Kardeşler arasındaki sessiz rekabet,
Ve “miris” diye adlandırılan, kendi ahlaki düzeni
birer birer açığa çıkar.
Hikâye boyunca Jazabell’in en büyük silahı fiziksel güç değil, zeka, sabır ve zamanlamadır. Her hamle bir satranç taşı gibi oynanır. Kimse onun ne planladığını tam olarak anlayamaz, ta ki sonuçlarla yüzleşene kadar.
Jazabell, şunu sorar:
“Gerçek suçlu kimdir? Emri veren mi, uygulayan mı, yoksa susan mı?”
Eğer okumaya okeyseniz 23 Ocak'ta ilk bölümü salıyorum