sideeyesikacirdim

Ben yangın çıkarırım çünkü. İçine sindiremeyeceğim birine bakıp gülümseyemem. Kendimi saklayamam. Rica edemem. Özür dileyemem. Biri beni sevdiğinde, onu test etmeye başlarım. Ne kadar dayanıklı olduğunu, ne kadar bükülüp bükülmeyeceğini bilmek isterim. Çünkü ben kolay inanmam. Güvene aç değilim ama ihanete takıntılıyım. O yüzden insanlar beni terk ettiğinde, arkamdan kapıyı yavaşça kapatmaları gerek. Çünkü eğer sert kapatırlarsa, içimde bir parça daha kırılıyor ve ben bunu asla tamir etmiyorum. Öylece bırakıyorum. Dağınık. Kırık. Kanayan haliyle. Sonra birileri o parçaya yanlışlıkla bastığında, ben yine suçlanıyorum.
          	Ama kimseye kendimi anlatmak gibi bir borcum yok. Herkesin beni sevmesi gibi bir beklentim de olmadı. Aksine ben sevilmeyerek var oldum ve galiba bu yüzden hep diken gibi duruyorum. Biri yaklaşmaya kalkarsa, istemeden kanatıyorum. Sonra onlar da gidiyor. Sessizce. Tıpkı gelmeleri gibi

sideeyesikacirdim

Ben yangın çıkarırım çünkü. İçine sindiremeyeceğim birine bakıp gülümseyemem. Kendimi saklayamam. Rica edemem. Özür dileyemem. Biri beni sevdiğinde, onu test etmeye başlarım. Ne kadar dayanıklı olduğunu, ne kadar bükülüp bükülmeyeceğini bilmek isterim. Çünkü ben kolay inanmam. Güvene aç değilim ama ihanete takıntılıyım. O yüzden insanlar beni terk ettiğinde, arkamdan kapıyı yavaşça kapatmaları gerek. Çünkü eğer sert kapatırlarsa, içimde bir parça daha kırılıyor ve ben bunu asla tamir etmiyorum. Öylece bırakıyorum. Dağınık. Kırık. Kanayan haliyle. Sonra birileri o parçaya yanlışlıkla bastığında, ben yine suçlanıyorum.
          Ama kimseye kendimi anlatmak gibi bir borcum yok. Herkesin beni sevmesi gibi bir beklentim de olmadı. Aksine ben sevilmeyerek var oldum ve galiba bu yüzden hep diken gibi duruyorum. Biri yaklaşmaya kalkarsa, istemeden kanatıyorum. Sonra onlar da gidiyor. Sessizce. Tıpkı gelmeleri gibi

sideeyesikacirdim

İnsanlar beni anlamıyor değildi. Anlamak istemiyorlardı. Çünkü ben, anlaşılması kolay biri değildim. Öyle doğmadım. Öyle büyümedim. İçimde taşıdığım kibir, aslında korkudan doğan bir diklenmeydi ama bunu sadece ben biliyordum. Onlarsa bunu zor olmakla etiketliyor, sonra da ağzıma laf koyamayıp sessizce uzaklaşıyorlardı. Oysa ben her lafı içime değil, doğrudan kalbinize sokacak kadar keskindim.
          

sideeyesikacirdim

İnsanlar beni ya çok seviyor ya da hiç sevmiyorlar. Arası yok. Arasında yaşanacak bir versiyonum da yok çünkü. Birinin beni anlamasına ihtiyacım da yok. Sadece kendimi anlamam yeterli. Hatta bazen kendimi bile anlamadan yaşamayı tercih ediyorum. Ne kadar az düşünürsem, o kadar az sarsılıyorum. Hissetmek yoran bir şey. Bana zor diyorlar. Haklılar.

sideeyesikacirdim

Zoruna gidiyordu. Onu vatan haini olarak damgalayan hainlerdi şu cennet ülkenin başında olan. Ali Ecevit'e mi cennetti? Değildi elbet ama cehenneme giden de cennetin varlığını mı inkâr edecekti? Ecevit nasıl sevinseydi, nasıl mutlu olsaydı elinde koz diye biriktirdiklerine?

sideeyesikacirdim

Çiğnedi, çiğnedi, çiğnedi... Lokma ağzında büyüyor, çoğalıyor ve sertleşiyordu. Ali'nin gözüne bir perde indi. Ekmek, süt ve şeker. Haram lokma. Ali ekmek yaptım oğlum, gel de sıcak sıcak ye biraz. Haram lokma. Bunu da Firuze'ye götür anneciğim. Ekmek, süt ve şeker... Baba. Salça da süreyim mi oğlumun ekmeğine? Oy benim güzel oğlum. Haram lokma, yutulmuyordu. Veresiye defteri. Verin de babamın borcunu kapatayım... Al şu parçayı da Firuze'me götür. Anne Firuze salçalı ekmek yemiyor. Biliyorum Ali, portakal reçeli sürdüm ona... Otuz yıllık ömründe ilk kez haram lokma aldı ağzına, hiç tadını bilmeyince, yutmayı da beceremedi. Gözleri kaydı, ter boşaltmaya, titremeye başladı. Lokmayı zorlukla dilinin altına aldı. 
          

sideeyesikacirdim

Ne pisti bu insanlar, ne alçak, ne nankör. İyiliğe dair her güzel şeyi yozlaştırmış lakin kötülüğü elinde bıçak biler gibi biliyor, sivriliğinden bir şey kaybetmesin diye canla, başla, küstahça ve alçakça çalışıyordu. Bu insanları insan olarak anlamak bile zordu artık. Geriye kalmış bir avuç iyi insan, bunca sivri kötülük karşısında ölmemeye çalışıyordu lakin eninde sonunda ölüyordu. İyilik bilenmezdi çünkü, iyilik sivri olmazdı, iyilik can yakmazdı, iyilik için öyle çok canla, başla, küstahça çalışmaya da gerek yoktu. Demek insanoğlu kolayı sevmiyordu, yoksa nasıl böyle çok kötülük olurdu? Ah çalışkan insanoğlu, ah çalışkan insancıklar. Görüyor musunuz, nasıl da çalışıyorlardı yemeden içmeden. Ödleri kopuyordu onların bıçak komşudan daha kör olacak, kendi kötülükleri daha az kalacak diye.
          

sideeyesikacirdim

Ne garipti bu dünya, insanlar ne kolay günah işliyor, vebal alıyor, kötülük ediyordu. Ne garipti bu dünya, iyiler zulüm görüyordu kötülerin elinden ve yine kötüler iyileri kandırıyordu cehennemle cennetle. Çalan çırpan açlığı övüyor, doyurmadığı karnın başına geçip cennet müjdeliyor; öldüren, zulmeden, öldürdüğünün başına geçip öteki dünya tesellisi veriyordu. Ne garip, ne garip... Akıl almıyor, toprak kabul etmiyordu.