silentghost77
Tautan ke KomentarKode EtikPortal Keamanan Wattpad
Neyse aq var mı Soobin biaslı
nekoysambilemzdim
bende tavlmak icin oyle yapiyodum meseka bunu yazdin takip ettigin sobn kisisi bu mesaji girevek daha sonra yazacakti degilmi
•
Balas
silentghost77
Neyse aq var mı Soobin biaslı
nekoysambilemzdim
bende tavlmak icin oyle yapiyodum meseka bunu yazdin takip ettigin sobn kisisi bu mesaji girevek daha sonra yazacakti degilmi
•
Balas
silentghost77
Kalbimde tarifsiz bir ağrı var, göğüs kafesim daralıyor ve nefes almam her geçen saniye daha da güçleşiyor. Sanki zamanın kum saati benim aleyhime işliyor; her geçen gün ölüme, o bilinmez son durağa biraz daha yaklaşıyor muşum gibi hissediyorum. Aslında ölmek istemiyorum; dürüst olmak gerekirse ölmekten, yok olmaktan ve her şeyi geride bırakmaktan çok korkuyorum. Eğer bir gün bu dünyadan sessizce çekip gidersem; ailemin, dostlarımın, çocukluk anılarımı paylaştığım kuzenlerimin ne kadar büyük bir boşluğa düşeceğini kestiremiyorum. Belki hayat devam ederdi ama eminim ki her birinin kalbinde geçmeyecek bir sızı, telafi edilemeyecek bir burkulma kalırdı. Şu anda tam bu satırları yazarken bile o boğulma hissi geri geliyor. Görünmez eller boğazıma yapışmış, soluğumu kesip beni karanlığa sürüklemeye çalışıyor gibi. En kötüsü de bu yükü tek başına taşımak. İnsanlara içimi açmak, ruhumun bu zifiri karanlık köşelerini göstermek beni dehşete düşürüyor. Hele ki anneme. Oysa ne kadar isterdim ona koşup 'Canım yanıyor,' diyebilmeyi. Ama biz onunla hiçbir zaman o anlatılan masallardaki gibi 'arkadaş' olamadık. Hani derler ya; 'İnsanın bu hayatta sırtını yaslayabileceği, koşulsuz güvenebileceği tek arkadaşı annesidir,' diye. Bazıları için bu cümle, sadece ulaşılması imkansız bir seraptan ibaret. Benim için de öyle. Kendi kalene sığınmak isterken, o kalenin kapılarının sana kapalı olması kadar ağır bir yalnızlık yokmuş.
VionteChris_
tanisiyo muyuz
silentghost77
Biliyor musunuz, bazen kendimi çok iyi kurgulanmış bir oyunun içinde gibi hissediyorum. Perde açılıyor, ışıklar yanıyor ve ben o "her şey yolunda" diyen, kahkahası bol, neşeli kızı oynamaya başlıyorum. Ama o gülen yüzümün hemen arkasında, kimsenin ulaşamadığı bir yerde devasa bir sessizlik var. Hani sanki herkes beni bir yerden çekiştiriyormuş, herkes benden bir parça koparıyormuş gibi. Birileri soru sorduğunda ya da hayatıma dahil olmaya çalıştığında içimde bir yerler daralıyor, "yeter artık, üzerime gelmeyin" diye haykırmak istiyorum ama dudaklarımdan sadece yine o bildik, parlak gülümseme çıkıyor. İçimdeki o boşluğun neyle dolacağını bilmiyorum ama neyle dolmayacağını çok iyi biliyorum: Bu yeni şehirle, bu yabancı yüzlerle ve bu sahte kalabalıkla dolmuyor. Eski okulumu, o koridorların kokusunu, hiçbir şey düşünmeden kahkaha attığım o eski arkadaşlarımı özlüyorum. O zamanlar sanki her şey daha gerçekti, her şey yerli yerindeydi. Şimdi ise emanet bir hayatı yaşıyormuşum gibi geliyor. Hatta biliyor musunuz, o eski hoşlandığım çocuğu bile özlüyorum. Belki ona olan hislerim çoktan bitti, belki bugün karşıma çıksa iki kelime konuşamayız ama o zamanlar hissettiğim o "heyecan" bile şimdikinden daha canlıydı. O zamanki kendimi özlüyorum aslında; henüz bu kadar yorulmamış, içi bu kadar boşalmamış olan halimi. Şimdi etrafım insan dolu ama her birinin varlığı üzerimde baskı yaratıyor. Her "nasılsın?" sorusu bir borç gibi sanki; ödemek için gülümsemek zorunda hissettiğim bir borç. Kimsenin beni gerçekten duymadığını bildiğim bu gürültülü sessizlikten artık çok yoruldum.
silentghost77
Bazen sadece oturup o kağıttan yaptığımız topu düşünüyorum. Elimizde buruşturup yuvarladığımız o basit kağıt parçası, aslında dünyanın en değerli emanetiymiş gibi gelirdi o zamanlar. Üstüne o çocuğa taktığım lakabı yazmıştık hani. Kimse anlamasın diye bin bir çeşit şifre uydurur, kendi aramızda fısıldaşırken o lakabı her söylediğimizde içimizde bir havai fişek patlardı. O lakap sadece birkaç harften ibaret değildi; benim ilk kalp çarpıntımdı, onunla olan en büyük sırrımdı. Şimdi bakıyorum da, o küçük kağıt parçasına sığdırdığımız koca dünya, şu an yaşadığım bu devasa şehirden ve hayatımdaki tüm o ciddi insanlardan çok daha gerçekmiş. O topu havaya fırlattığımızda sanki tüm dertlerimizi de fırlatıp atıyorduk. Şimdi ise içimde o kağıt topun buruşukluğu gibi bir his var; çözmeye çalıştıkça daha da karışan, düzeltmek istedikçe iz bırakan bir boşluk. Keşke o lakabı yine fısıldayabilsem, keşke o kağıt topu yine yakalayabilsen ve her şey bir anlığına o koridorlardaki kadar basit olsa.
•
Balas
nekoysambilemzdim
asagidaki siir mi icini mi doktun
nekoysambilemzdim
OBOOSSSIIIIII SUNGHIOOOOOONNNNN
silentghost77
Neydi dostluk? Ben sanırdım ki aynı sıraya oturmak, aynı şakalara gülmek, teneffüste aynı köşede beklemekti. Meğer dostluk, herkes gülerken kimin sustuğunu fark edebilmekmiş. Ben sustum. Çok sustum. Ama kimse duymadı. Bir hafta oldu yeni okula başlayalı. Koridorlar yabancı, sesler yabancı, hatta kendi adım bile bazen bana ait değilmiş gibi geliyor. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, plan yapıyor. Ben ise sadece yürüyorum. Sanki biri hayatımın sesini kısmış da ben uzaktan izliyormuşum gibi. En çok da şuna takıldım: İnsan bir anda nasıl bu kadar yalnız kalabiliyor? Dün “biz” dediğin kişiler bugün yokmuş gibi davranabiliyor. Sanki ben hiç onların hayatında olmamışım gibi. Oysa ben hâlâ aynıyım. Aynı defter, aynı kalem, aynı kalp. Sadece biraz daha kırık. Kavga ettiğimiz o anı tekrar tekrar düşünüyorum. Söylediğim cümleleri, onların yüz ifadelerini, arkamdan döndüğüm o son saniyeyi. Keşke zamanı geri alabilsem diyorum ama biliyorum, sorun o an değildi. Sorun, kimsenin kalmaya niyetinin olmamasıymış. Biliyor musunuz, dostluk sanırım en çok da birinin yanında susabilmekti. Ve susarken anlaşılacağını bilmek. Ben sustum, ama kimse anlamadı. Belki de gerçek dostluk, insanın yokluğunun fark edilmesidir. Ben gittim kimse arkamdan koşmadı. Bu bir hafta boyunca her gece ağladım. Öyle dramatik filmlerdeki gibi değil.
silentghost77
Şimdi düşünüyorum da Gerçekten aile miydi yoksa ben mi öyle hissetmek istemiştim. Koridorlarını özlüyorum. Gürültülüydü ama o gürültü sıcak gelirdi. Kahkahalar, koşuşturmalar, saçma şakalar, Şimdi ise etrafım sessiz ama bu sessizlik huzur vermiyor. Aksine daha da yalnız hissettiriyor. En çok da şu düşünce içimi kemiriyor: Ben bir anda nasıl bu kadar yabancı oldum? Aynı yaşta onlarca insan var ama hiçbiri benim değilmiş gibi. Ben de onlardan değilmişim gibi. Sanki yanlışlıkla başka birinin hayatına düşmüşüm ve ne yapacağımı bilmiyorum. Eski günleri düşündükçe kalbim ısınıyor, sonra hemen ardından sızlıyor. Çünkü o günlere geri dönemeyeceğimi biliyorum. İnsan bazı şeylerin bittiğini kabul etmek istemiyor. Ben de istemiyorum. O günlerin hep öyle kalmasını, kimsenin değişmemesini isterdim. Ama hayat böyle değilmiş. Belki de en çok canımı yakan şey şu: Orada kalsaydım her şey düzelir miydi? Yoksa zaten her şey yavaş yavaş bozuluyordu da ben görmek istemiyordum? Bu sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğim ve bu beni daha da yoruyor. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum bazen. Ben böyle değildim. Daha güçlüydüm, daha neşeliydim, insanlara daha kolay yaklaşırdım. Şimdi ise kendi hayatımın köşesinde oturmuş, sadece izleyen biri gibiyim. Ama içimde çok küçük bir his var. Çok zayıf, neredeyse duyulmayacak kadar sessiz. “Bu hep böyle kalmayacak” diyor. Ona inanmak zor geliyor. Yine de tamamen yok sayamıyorum. Belki bir gün yeni koridorlar bana bu kadar soğuk gelmez. Belki bir gün birisi adımı ilk kez söyleyecek ve ben yine gerçekten var olduğumu hissedeceğim. Belki de önce kendimi yeniden bulmam gerekiyor. Çünkü galiba en zor olan şey, başkalarının seni unutması değil, Senin kendini kaybetmenmiş.
•
Balas
silentghost77
Sessiz, kimse duymasın diye yastığa gömülerek. Çünkü ağlarken bile kimseye yük olmak istemedim. Garip değil mi? Kalbi kırılan insan bile hâlâ başkalarını düşünmeye devam ediyor. Ama bugün saat dört buçuk ve ilk kez şunu hissediyorum belki de dostluk, bir gün yeniden başlayabilecek bir şeydir. Başka insanlarla, başka bir sınıfta, başka bir sırada. Ya da belki önce kendinle dost olmayı öğrenmek gerekir. Çünkü ben anladım ki, herkes kalıcı değil. Ama insan kendisiyle kalıyor. Ve eğer kendimle barışamazsam, gittiğim her yerde yine yalnız olacağım. Belki bir gün bu yazıyı okuduğumda gülümserim. “Ne kadar kırılmışım” derim. Ama o gün gelene kadar, bu yazı benim şahidim olacak. Yeni okuluma gitmiyordum. Daha doğrusu gidemiyordum. Kapısından içeri girmek bile içimi sıkıştırıyordu. Sanki o kapıdan girersem eski hayatımı tamamen geride bırakmış olacağım ve ben buna hazır değilim. Bir hafta oldu ama hâlâ toparlanamadım. Günler aynı geçiyor. Uyanıyorum, tavana bakıyorum, tekrar uyumaya çalışıyorum. Saatler ilerliyor ama ben yerimde kalıyorum. İçimde kocaman bir boşluk var ve ne yaparsam yapayım dolmuyor. İlk iki gün özellikle çok ağırdı. Dışlanmak, bu kelimeyi yazarken bile içim acıyor. Kimse açıkça “git buradan” demedi belki ama bakışları yetti. Konuşurken beni dahil etmemeleri, gülüşlerinin bir an bile bana uğramaması. İnsan bazen bir kelime duymadan da istenmediğini anlayabiliyormuş. Ben buna alışık değildim. Eski okulumda böyle değildi hiçbir şey. Orada başka sınıflardan bile arkadaşlarım vardı. Koridorda yürürken en az üç kişi ismimi söylerdi. Teneffüslerde herkes birbirini tanır, biri üzgünse diğeri hemen fark ederdi. O okul sadece okul değildi, sanki kocaman bir aile gibiydi.
•
Balas