yürüyen şato... hani bi video var, küçük bi kız miyazaki'ye "howl filmi için teşekkürler" diyo; HEH ondan... howl filmi için teşekkürler dede ya. howl hayatım boyunca en çok etkilendiğim erkek falandı son beş altı yıldır ama uzun süre önce izlediğim için filmdeki öteki kısımları ya unutmuş ya fark edememişim. sophie kendini cesur, güzel ve özgüvenli hissettiğinde gençleşiyor; değersiz hissettiğinde yaşlanıyor. evin en büyük kızı olmak ve yetersiz hissetmek mi... SOOOO CANON EVENT dostum, baya bi yani. neyse tekrar izlemek mükemmel hissettirdi. miyazaki filmlerini seviyorum çünkü filmleri hep hayatın sevilesi yönleri olduğunu söylüyor. erecek'teyiz, yedi yaşımdayım ve sobanın yanındaki o mor minderde favori çizgifilmimi izliyorum. güzel hissettirdi. iyi bir film izledikten sonra içinden taşan bir şeyler üretme arzusuna ne deniyor? ilham değil, muhakkak ilhamdan daha keskin bir his bu. ne bilmiyorum fakat insan, bir başka insanın böyle şeyler yapabildiğini görünce bir takdir duygusuyla karışık fevkalade bir kıskançlık hissediyor. ne bileyim, tamam hayao miyazaki değilim, tamam filmimi yaptıktan 22 yıl sonra dahi izleyenleri harika hissettirip güzel şeylere itelemesin ama bi' şeyler de yapalım ya. bir satır, bir fikir, birkaç dize. öylece gelip geçecek miyim? şan şöhret değil bahsettiğim. ben varım. benim fikirlerim var. mutluluklarım, heyecanlarım, üzüntülerim ve hayal kırıklıklarım var. ve hepsi öylece hiç mi olacak? ahiret inancı olan bir insanım ve bu beni çıldırtmamalı, fakat düşündürüyor. büyük işler başarmış insanlara karşı duyduğumuz kıskançlığın temeli bence bu: ben yok olacağım, o olmayacak. benim yüzyıl sonra adımı anan yüksek ihtimalle olmayacak fakat yüzyıl sonra birileri hâlâ miyazaki izliyor olacak, anlatabiliyor muyum? sophie'yle kendimi benzetmekten nerelere geldi konu ya. veya konu hep buydu. gerçekleştiremediğin potansiyelin, ya da omzundaki kocaman yük. ya da belki de hiçlik! potansiyelin olduğunu kim söyledi, ha-ha! asla miyazaki olamayacaksın.