solfej-

şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın

solfej-

geçtiğin kırmızı durduğun yeşil unutulmasın
Ответить

solfej-

şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın

solfej-

geçtiğin kırmızı durduğun yeşil unutulmasın
Ответить

solfej-

dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni, bir yanımı kara çıbanlara saldılar ıslak
          bir yanım hiç ayrılmamıştır gümeçlerde saklıdır, ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum.

solfej-

dolamadı ciğerlerine yine de binbir ekşi elmalı kokum, değil mi?
Ответить

solfej-

ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak. sözlerimi etime bastırıyorum içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu. benim bu sası karanlığa zorla, zorla, zorlayarak tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
            yeter ki
            sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için, sen bir daha beni saçlarınla sıyır. bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını.
            çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor.
            belki evet, onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim. senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet, bakışlar tozlanacak, dolukmuş sofalardan ezikliğin şehveti yayılınca. taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek sonra yenileceğim yıllara değil sana. iştedir, yalanı seyreltiyor uykusuzluklar. aklımın köşesinden atlılar geçiyor. değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür. ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim. hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında. kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
            kan değil, mürekkep lekesi ben bilirim. benim dostlarım yazmayı ne çok severler ben bilirim. çünkü birgün gerçekten kan aktığında ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır.
            karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda. aşktandır titrediğim: eğer ki titriyorsam. sözlerim öc alan ağza misvak, iyice anlaşılsın. bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
            keşke kan olsa
            o zaman
            senin çardağına çıkarken,
            karıştırırken şarapla kendimi sana,
            varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır,
            biraz bakır çalığı olsun lokmamızda.
            bana soru sor artık
            beni kurtarma, konuştur.
            beni buralarda yağmurlarla azalt beni durdurma ellerime uzan sonsuza dek kavra öfkeni yen inadını kır şüpheni bu tarlaya göm ben oyum ben beklediğin.
            beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
Ответить

solfej-

solfej-

güze el değdirmeyen ellerin nerede?
Ответить

solfej-

mevsimi aşka çağıran kuşların nerede senin?
Ответить

solfej-

bak, ölüm güzü kıskanıyor
Ответить

solfej-

kezden kez çarptım köşelerine

solfej-

hüsran kere hüsran
            ne de yumuşak
            bilemezsin dudakların
            kırkıncı kez döndüğünde devran
            yaşamanla yaşayacağım
            şakımasa da dudağına ahu kuşu
            bütün güzelliklerden varlığım
            varlığına sinecek
            seveceğim seni
            denizin yeşilinden
            göklerin mavisinedek
Ответить

solfej-

öyle koştum sana zinhar bunu yakarış sanma belki içim bir karahindiba diyedir çalkalanır bir sardun gibi
            zahir başa düştü eteklerine sarıldım belki 
            belki hala dizlerimde parkan
            kasketin hüsnüzar senin hakkında 
            hangi şehri dolansam
            bende bir mendilin olsun
            cüzdanımda ateş yazman
            göğsüm ahuzar doluyor hangi tarafa baksam
            saat beş civarı şah damarımı sızlatıyor saçların 
            dişlerinde elma kokuyor ellerinde taze safran
            mor sümbüllere denk tuttum seni ahraz dediler adıma
            kafam ovalara soyunuyor sırtına değince
            çenem yapboz gibi oturuyor köprücük kemiğine 
            belki bağırırsın bunu duysan belki sadece bakarsın
            belki yirmi üç saniye için çağlar sonra lal olur susarsın
            ben rüyalarımda bana gelirkenki adımlarını saydım hepsi de tek sayıydı
            ben sen uyurken dudaklarını okşadım içimdeki çocuk ağladı
            çağlardır boğulmuş bir akarsu 
            kendi içine büyümüş bir fındık ağacı
            her halin böyle olsa ilah diye tapınırdım el bileklerine
            bir gün olsun sıcak ellerini benden eksik etme
Ответить

solfej-

beyruttan yuvarlanıp bala bandım.

solfej-

ben var ya
            ben
            seni çok özlüyorum.
Ответить

solfej-

buralarda öyle kalibresi yüksek kurşunların sıkılması, promili yüksek şeylerin içilmesi yahut etinden et kopartan cümlelerin kurulması seni korkutmasın ben hala bindiğimiz taksideki hastane yolunda parmaklarını tek tek öperken dinlediğimiz şarkıyı duyunca çocuk gibi gülümsüyorum.
Ответить

solfej-

bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
          on santim daha uzasan başın göğe çarpacak
          göğsün diyordum 
          göğsünden söz ediyordum
          sen ölmeden beş dakika önce düştün
          mandallarından savrulup uçan beyaz bir gömlek gibi
          havada uçarken ölüp savrulan beyaz bir kelebek gibi
          hay aksi dengesini kaybeden bir cambaz gibi
          virajı alamayıp şarampole yuvarlanan arabalar gibi
          aklıma ilk gelecek bir şey gibi
          düştün
          düşüşün bir rüyaydı
          düşüşün yarım kalacak bir rüyaydı gecelerden bir gece
          gecelerden bir gece aşkın üstüne yürüdün
          delikanlı bir yanın vardır karanlıkta
          bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
          on santim daha uzasan başın göğe çarpacak
          göğsün diyordum 
          göğsünden söz ediyordum
          hay aksi dengesini kaybeden bir cambaz gibi
          mor tarlalara doluşuyorum.

solfej-

artık her şeyi yaşadık ve birlikte düşündük ve düşündük ki her şey cehennem
          bir bakışta
          ve cehennem başarılmamış bir savaştır 
          dünyanın ortasında kullanılmamış bir su
          cehennem insanın kendi ciğeri
          at sırtında taşınan ölü, kundağa girmeyen bebe
          karanlıklarda açan çiçeklerin bir insanın ölümüne dönüşü bir insan ölümü olmaya
          işte o zaman diyorum ki
          gelişin şen olsun senin
          her şey esirgesin seni
          ikimize bir aşk 
          elbette yetmez.

solfej-

ben nüksettim dört civanda
          adım dolandı dört mezhepte
          gözlerden ırak bir ağaç buldum
          dört gün kanıma ekmek doğradım yedim
          şarap diye yongalı sular içtim
          gözümün biri yaradanı aradı 
          bulamayınca göklerde derelere düştü
          bir ırmak aktı şakağım boyunca
          gözler beni arar yamaç kayalıklarda
          belki buradaydı belki şurada
          adıma emirler çıkar
          önce şeyhülislam fetva buyurur
          katlim dört mezhepte vacip görülür
          sonra saray ferman eyler
          ve kaltak vurulur ordugahlarda
          dar vakit yetiştin tatar ağası
          bir elimde kana batmış hamaylim-
          -bir elim derman eyler.

solfej-

yaş aldıkça vakit kalmıyor inan sevdaya
Ответить

solfej-

şimdi yiyorsa salih desinler adıma
Ответить