solfej-
şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın
@solfej-
0
работ
1
список для чтения
70
подписчиков
şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın
şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın
dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni, bir yanımı kara çıbanlara saldılar ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır gümeçlerde saklıdır, ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum.
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak. sözlerimi etime bastırıyorum içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu. benim bu sası karanlığa zorla, zorla, zorlayarak tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için, sen bir daha beni saçlarınla sıyır. bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını.
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor.
belki evet, onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim. senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet, bakışlar tozlanacak, dolukmuş sofalardan ezikliğin şehveti yayılınca. taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek sonra yenileceğim yıllara değil sana. iştedir, yalanı seyreltiyor uykusuzluklar. aklımın köşesinden atlılar geçiyor. değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür. ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim. hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında. kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil, mürekkep lekesi ben bilirim. benim dostlarım yazmayı ne çok severler ben bilirim. çünkü birgün gerçekten kan aktığında ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır.
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda. aşktandır titrediğim: eğer ki titriyorsam. sözlerim öc alan ağza misvak, iyice anlaşılsın. bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken,
karıştırırken şarapla kendimi sana,
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır,
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda.
bana soru sor artık
beni kurtarma, konuştur.
beni buralarda yağmurlarla azalt beni durdurma ellerime uzan sonsuza dek kavra öfkeni yen inadını kır şüpheni bu tarlaya göm ben oyum ben beklediğin.
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
kezden kez çarptım köşelerine
hüsran kere hüsran
ne de yumuşak
bilemezsin dudakların
kırkıncı kez döndüğünde devran
yaşamanla yaşayacağım
şakımasa da dudağına ahu kuşu
bütün güzelliklerden varlığım
varlığına sinecek
seveceğim seni
denizin yeşilinden
göklerin mavisinedek
öyle koştum sana zinhar bunu yakarış sanma belki içim bir karahindiba diyedir çalkalanır bir sardun gibi
zahir başa düştü eteklerine sarıldım belki
belki hala dizlerimde parkan
kasketin hüsnüzar senin hakkında
hangi şehri dolansam
bende bir mendilin olsun
cüzdanımda ateş yazman
göğsüm ahuzar doluyor hangi tarafa baksam
saat beş civarı şah damarımı sızlatıyor saçların
dişlerinde elma kokuyor ellerinde taze safran
mor sümbüllere denk tuttum seni ahraz dediler adıma
kafam ovalara soyunuyor sırtına değince
çenem yapboz gibi oturuyor köprücük kemiğine
belki bağırırsın bunu duysan belki sadece bakarsın
belki yirmi üç saniye için çağlar sonra lal olur susarsın
ben rüyalarımda bana gelirkenki adımlarını saydım hepsi de tek sayıydı
ben sen uyurken dudaklarını okşadım içimdeki çocuk ağladı
çağlardır boğulmuş bir akarsu
kendi içine büyümüş bir fındık ağacı
her halin böyle olsa ilah diye tapınırdım el bileklerine
bir gün olsun sıcak ellerini benden eksik etme
beyruttan yuvarlanıp bala bandım.
buralarda öyle kalibresi yüksek kurşunların sıkılması, promili yüksek şeylerin içilmesi yahut etinden et kopartan cümlelerin kurulması seni korkutmasın ben hala bindiğimiz taksideki hastane yolunda parmaklarını tek tek öperken dinlediğimiz şarkıyı duyunca çocuk gibi gülümsüyorum.
bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
on santim daha uzasan başın göğe çarpacak
göğsün diyordum
göğsünden söz ediyordum
sen ölmeden beş dakika önce düştün
mandallarından savrulup uçan beyaz bir gömlek gibi
havada uçarken ölüp savrulan beyaz bir kelebek gibi
hay aksi dengesini kaybeden bir cambaz gibi
virajı alamayıp şarampole yuvarlanan arabalar gibi
aklıma ilk gelecek bir şey gibi
düştün
düşüşün bir rüyaydı
düşüşün yarım kalacak bir rüyaydı gecelerden bir gece
gecelerden bir gece aşkın üstüne yürüdün
delikanlı bir yanın vardır karanlıkta
bükülmüş dudaklarına bükülmüş sözler büyük kaçar
on santim daha uzasan başın göğe çarpacak
göğsün diyordum
göğsünden söz ediyordum
hay aksi dengesini kaybeden bir cambaz gibi
mor tarlalara doluşuyorum.
artık her şeyi yaşadık ve birlikte düşündük ve düşündük ki her şey cehennem
bir bakışta
ve cehennem başarılmamış bir savaştır
dünyanın ortasında kullanılmamış bir su
cehennem insanın kendi ciğeri
at sırtında taşınan ölü, kundağa girmeyen bebe
karanlıklarda açan çiçeklerin bir insanın ölümüne dönüşü bir insan ölümü olmaya
işte o zaman diyorum ki
gelişin şen olsun senin
her şey esirgesin seni
ikimize bir aşk
elbette yetmez.
tabıı kı de ınkar edecek ızleyınız
sus vetped kapanırken dedı kı arkadaslar bu bız dedı nerden sekstıng yapıcaz benden aldı pint hesabımı ordan da tacız ettı
ben nüksettim dört civanda
adım dolandı dört mezhepte
gözlerden ırak bir ağaç buldum
dört gün kanıma ekmek doğradım yedim
şarap diye yongalı sular içtim
gözümün biri yaradanı aradı
bulamayınca göklerde derelere düştü
bir ırmak aktı şakağım boyunca
gözler beni arar yamaç kayalıklarda
belki buradaydı belki şurada
adıma emirler çıkar
önce şeyhülislam fetva buyurur
katlim dört mezhepte vacip görülür
sonra saray ferman eyler
ve kaltak vurulur ordugahlarda
dar vakit yetiştin tatar ağası
bir elimde kana batmış hamaylim-
-bir elim derman eyler.
Both you and this user will be prevented from:
Note:
You will still be able to view each other's stories.
Select Reason:
Duration: 2 days
Reason: