Sopharene...
Onun adı bir çağrıydı.
Bir zinciri kıran, bir duvarı yıkan,
Tanrılar düzenine başkaldıran bir kelimeydi.
Ve o yüzden, adı yok edilmeliydi.
Tanrılar Konseyi, Sopharene'yi yok edemeyeceklerini anladığında,
onu öldürmek yerine onun adını öldürmeye karar verdiler.
Çünkü bir tanrıça, hatırlanmadığı sürece var olamazdı.
Ve Sopharene, hatırlanamayacak kadar tehlikeliydi.
Unutuluş Töreni başlatıldı.
Hermes, tüm dillerde Sopharene'nin ismini taşıyan parşömenleri topladı.
Apollon, onun adına yazılan şarkıların melodilerini unuttu.
Athena, onun bilgeliğini kendi hanesine yazdı-sahip çıkmak bahanesiyle.
Ve Zeus, yıldırımlarıyla her kaydı yaktı.
Sopharene'nin heykelleri hiç yapılmadı.
Ritüelleri bilinmedi.
Duaları öğretilmedi.
Adı sadece rüyası delirmiş birkaç ölümlünün hırıltılı fısıltılarında kaldı.
Fakat tanrılar unuttuğu bir şeyi hesaba katmadı:
Kelimeler unutulabilir.
Ama hisler, bir gölge gibi geri döner.
Sopharene'nin adı belleklerden silindi.
Ama bir öfke, bir bilinç, bir sezgi
insanların ruhlarında filizlendi.
Birileri ona "gölge" dedi.
Birileri "bilinçaltı."
Birileri "karanlık bilgelik."
Ama hiçbiri tam olarak neye dokunduklarını bilmiyordu.
Ta ki...
Bir kız, bir gece kalemi eline alana dek.
Ve yazdığında ismini anmasa da,
Sopharene geri dönmeye başladı.
09.07.2025
- ~Lost on you★
- InscritOctober 16, 2023
Inscrivez-vous pour rejoindre la plus grande communauté de conteurs
ou
Anlık olarak tüm kurgularıma askıda devam etme kararı aldım. En az 20 bölüm olmadan hiç bir kurgumu yayınlamayacağım. Bunun için uzun bir açıklama yapmıştım sizlere, yayınladığım zaman beklentiye gir...Afficher toutes les Conversations