syrchten

Tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde yine aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı.

syrchten

Bir Mayıs akşamıydı
          İmla beni terk etmişti,
          Dilbilgisi beni terk etmişti
          Kurallar, şiirler beni terk etmişti.
          Aşık olabilecek kadar savunmasız,
          Baktığında içimdeki seni
          Görebileceğin kadar saydamdım.
          Avuçlarımda bir çift mavi göz vardı
          Mavi bir ihanet vardı alnıma kazınmış,
          Buna rağmen hiç çekinmeden
          Avuçlarımı saçlarına buladım
          Kan koktu tenim.
          Oturup şiyir yazdım,
          Ben yazdığım her şiyire saçlarınla imza atıyordum,
          Onlar kan sanıyordu,
          Pas sanıyordu hücremde tutuklu yaşayan bir papaz.
          Baktığın göz,
          En hain yerimden yakalamıştı beni,
          Bir şarkı eşliğinde.
          Hüzünlü bir şarkı eşlik ediyordu bu Vals’e..
          Saçlarına ait rengin verdiği manayı
          Çok daha sonraları öğrenecektim,
          Geçmişim bir ihanet fişeği gibi önümü aydınlattığında.

syrchten

Bir Mayıs akşamıydı,
            Cebimde hiç sigaram yoktu
            Ve buna rağmen sana aşık oluyordum.
Contestar

syrchten

Bir Mayıs akşamıydı,
            Elini uzatmaktan ürken bir çocuktum o akşamda
            Dilimi uzatmak diline;
            Bildiğin klasik korku filmlerini hatırlatıyordu bana.
            Ağzımın içinde, mevsimine geç kalmış
            Son kelimeleri yazıyordum sana dair,
            Kafanın üzerinde duran günbatımlarının
            Bu tür şeylere alışık olduğu bir coğrafyada
            Utanmadan şiyire benziyordu bir parça, bir parça da yakarış, dua ya da
            Yüzüne bağırabilecek kadar nefesim yoktu.
            Nefesimi yitirmiştim mavi bir bataklıkta.
            Ağlıyordum, ağlıyordum bunun sana ellerimin yazdığı
            Son şiyir olmasının utancıyla.
Contestar

syrchten

@ syrchten  
            Bir Mayıs akşamıydı.
            Ciğerlerimi sigarayla öldürdüğüm bir vakitte
            Kara tren gibi yarıp geçiyordu boğazımı şarap
            Ki dağ olsan titrer eteklerin bu yalnızlığa,
            İşte öyle yalnız, işte öyle buğulu,
            işte öyle simsiyah bir akşamda
            Kan kırmızı saçların düştü kağıda,
            Şarap kırmızı saçların, günbatımı saçların
            Saçların daha bir sürü şeydi aslında,
            Kilometrelerce papatya tarlasıydı mesela,
            Tuttuktan sonra dikenlerini görüşe açan tutsak bir gül demeti, yığınla
            Ve kanatan, ve kanatan, ve kanatan sonrasında…
Contestar

syrchten

Kalabalıkların, geleneklerin, törelerin çölünde bulursun. 
          Akşam olmak üzeredir, perdelerin çekilmesine az kalmıştır. 
          Az kalmıştır fırtınanın kopmasına. Eğer sen görmez ya 
          da göremezsen kimse görmeyebilir onları. Kimse onlara 
          hayatın başka renkleri olduğunu, hayatın bilinemeyecek kadar eski olduğunu, ama her insan için yepyeni olduğunu 
          anlatmayacak, anlatılsa bile bir anlam ifade etmeyecek kadar çok şey değişmiş olacak.

syrchten

Bir tek sen duyarsın “Bataklığın soğuk kolları arasında boğuluyorum.” çığlıklarını. Karşındaki şaşırır “Kim, kim bu karşılık beklemeden harekete geçen?” diye gözlerinin içine bakarak ruhunu okumaya çalışır. Seni kahramanının melek 
            olduğu hikâyeyle birlikte düşünür. Sonra haberin gelir tam gözleme yerken. Düşünür daha çok şey düşünür, ancak anlaşılması güç nedenlerin çekip aldığı evrende bir başına kaldığında yine sen gelirsin, senin resimlerin, sözlerin gelir. 
            Ve yolculuğun bir başka adla bir başka bedende hayat bularak devam eder.
Contestar