tanricaninkalbi

Yaşıyor muyum hafızanda?
          	‎Hiçbir karem oynuyor mu sende?
          	‎Zerresi bulunmayan sevgin beni çürütmüşken,
          	‎Vasiyetim, beni unutmadan yaşatman.
          	‎
          	‎Çünkü sen hatırladıkça var olur tüm bir benliğim.
          	‎Sen hatırladıkça, pencerenden süzülür siyah saçlarım;
          	‎Parmak uçlarımda yürürüm odanda.
          	‎Sen beni düşlerken,
          	‎Bir buse kondururum dudaklarına.
          	‎Son bir armağan.
          	‎
          	‎Ellerim gezinir yüzünde.
          	‎Benden sana kalan vakit dolarken,
          	‎Daha fazlasına cüret eder ruhum.
          	‎Fısıldar sana, sen derin uykunda beni düşlerken.
          	‎Zikreder ismini, senin dünyan bana sağırken.
          	‎
          	‎Girdiğim pencerenden, ben gibi bir kuş süzülecek.
          	‎Uçacak, uçacak, uçacak...
          	‎Her kanat çırpışında, bir anıyı emanet edecek.
          	‎Odanı, fotoğraflarını, duvara asılı resimlerini bile anılarımla dolduracak.
          	‎Ve sen düşlerken beni, o ruhuma dolacak.
          	‎
          	‎Hiçbir hak talep etmeksizin, 
          	‎Egemen olduğun bedenimi alacak senden.
          	‎Sen, sende olduğumu bile idrak edemeden,
          	‎Bir kuş olup, çıkıp gideceğim senden.
          	‎
          	‎Anıları canlı tut.
          	‎Yaşamayı çok severim.
          	‎Bir kuşta, gölgesinde huzur bulduğun bir ağaçta, göğünde kaybolduğun bir mavilikte, yüreğini sarsan bir sancıda sana geleceğim.
          	‎Yalvarırım öldürme beni,
          	‎Ben sana gelebileyim.

tanricaninkalbi

Yaşıyor muyum hafızanda?
          ‎Hiçbir karem oynuyor mu sende?
          ‎Zerresi bulunmayan sevgin beni çürütmüşken,
          ‎Vasiyetim, beni unutmadan yaşatman.
          ‎
          ‎Çünkü sen hatırladıkça var olur tüm bir benliğim.
          ‎Sen hatırladıkça, pencerenden süzülür siyah saçlarım;
          ‎Parmak uçlarımda yürürüm odanda.
          ‎Sen beni düşlerken,
          ‎Bir buse kondururum dudaklarına.
          ‎Son bir armağan.
          ‎
          ‎Ellerim gezinir yüzünde.
          ‎Benden sana kalan vakit dolarken,
          ‎Daha fazlasına cüret eder ruhum.
          ‎Fısıldar sana, sen derin uykunda beni düşlerken.
          ‎Zikreder ismini, senin dünyan bana sağırken.
          ‎
          ‎Girdiğim pencerenden, ben gibi bir kuş süzülecek.
          ‎Uçacak, uçacak, uçacak...
          ‎Her kanat çırpışında, bir anıyı emanet edecek.
          ‎Odanı, fotoğraflarını, duvara asılı resimlerini bile anılarımla dolduracak.
          ‎Ve sen düşlerken beni, o ruhuma dolacak.
          ‎
          ‎Hiçbir hak talep etmeksizin, 
          ‎Egemen olduğun bedenimi alacak senden.
          ‎Sen, sende olduğumu bile idrak edemeden,
          ‎Bir kuş olup, çıkıp gideceğim senden.
          ‎
          ‎Anıları canlı tut.
          ‎Yaşamayı çok severim.
          ‎Bir kuşta, gölgesinde huzur bulduğun bir ağaçta, göğünde kaybolduğun bir mavilikte, yüreğini sarsan bir sancıda sana geleceğim.
          ‎Yalvarırım öldürme beni,
          ‎Ben sana gelebileyim.

tanricaninkalbi

Bir hayata sahiplik etmiş miydim?
          ‎Ya da ettiğim hayatların kaçı bana aitti?
          ‎Sahi, sahiplik ettiğimiz her şey, bize mi ait oluyordu?
          ‎Ya etmemize müsade edilmeyenler?
          ‎
          ‎Kalkıp gidiyorum şimdi,
          ‎Hiç ait olmadığım bu topraklardan.
          ‎Yakalamayı umut ederek, kovaladığım hayatlardan;
          ‎Vazgeçiyorum her birinden, her bir parçasından.
          ‎
          ‎Dur gitme!
          ‎Vedamı duyar duymaz, hiddetlenme.
          ‎İki çift sözüm var,
          ‎Bunları benden almadan, 
          ‎Hiçbir toprağın tozunu havaya katıp, kirletme.
          ‎
          ‎Bak şimdi güzel gözlüm, gözlerinin değdiği toprakta var olduğum.
          ‎Sanır mısın ki gözlerin güzel diye bu laflarım, iltifatlarım?
          ‎Güzel gören, benim gözlerim değil midir?
          ‎
          Neyse.
          ‎Velhasıl kelam, güzel gözlüm;
          Ellerinin değdiği ellerim,
          ‎Bu toprakların tek bir buğday tanesine bile, dokunmaya heves etmez.
          ‎Müsaade eyle güzel gönlünden,
          ‎Ben gideyim.

tanricaninkalbi

"Kırk yerimden kemiklerim çatladı." der ya acısını tarif edemeyenler, o tabire gerçekten ihtiyacı olmuş muydu kimselerin? Nasıl bir acı ola ki tarifi bulunmasın derdim hep. Ben her acıya göğüs gerdim sanırdım, hepsine bir tarifim de olurdu; "Canım yandı, kalbim kırıldı, içimde bir şeyler koptu..." gibi.
          
          Kırk yerimden kemiklerim nasıl çatladı, o çatırdamayı kaç kişi duydu bilmiyorum. "Sahipsiz hissettirildim." diyemedim. "Benim de iki çift sözüm var." diyemedim. "Ben de bir hayata sahiplik ediyorum,  benim de yaşamak istediğim bir hayat var müdahale etme bir kerecik yanımda ol." diyemedim. 
          
          Kırk yerimden kemiklerim çatladı da, diyemedim. Hem kim nasıl desin, acım olduğu çok belli olur dedim güldüm. 
          
          Güldüm, "Konuş kendi kendine. Senin cümlelerin bana ağırlık yapmaz." dedim. Fakat kırk yerimden kemiklerim çatladı.
          

tanricaninkalbi

Nasıl denir, hangi sözlerle ifade edilir bilemedim. O sofrada bir lisana vardım mı, o da pek şaibeliydi.
          
          Gözlerim dolmuş muydu, veyahut ellerim titriyor muydu, kestiremedim. Boğazımda tıkalı lokmamla, gözümün önünde başkalarına verilip benden bile isteye,  hiçbir günahım olmadan esirgenen yaşamı izledim.
          
          Hem dâhil olduğum, hem de seyircisi olduğum o hayatı.
          
          Sahi ya… Her yerde, her evrende, her zamanda, her mekânda mümkün müydü bu?
          
          İnsan, doğduğu yuvanın hem yabancısı hem yalancısı olabilir miydi?

tanricaninkalbi

‎Ama ben, o zamanlarda ki genç kız, senin unutkanlığını henüz kavrayamamıştım, zira aklım fikrim mütemadiyen sende olduğundan, senin de beni sık sık düşündüğün, beni beklediğin gibi çılgınca bir hayale kapılmıştım; sana hiçbir şey ifade etmediğimi, içinde benimle ilgili en ufak bir hatıra bile olmadığını bilsem nefes alabilir miydim zaten! Ve senin içinde beni sana hatırlatan hiçbir şey olmadığını, senin hayatından benimkine bir örümcek iplikçiği kadar incecik bir hatıranın bile uzanmadığını gösteren o bakışın karşısında ki uyanışım, benim gerçekliğin uçurumuna ilk yuvarlanışım, kaderimi ilk sezişim oldu.
          ‎

tanricaninkalbi

‎Zira dünyada hiçbir şey karanlıklardaki bir çocuğun fark edilmeyen aşkına benzemez, çünkü onun aşkı, yetişkin bir kadının ihtiraslı ama yine de şuursuzca talepkâr aşkının olamayacağı kadar umutsuz, adanmış, boyun eğmiş, pusuda bekleyen tutkulu bir aşktır. Ancak yapayalnız çocuklar bu tutkuya sıkı sıkıya sarılır; diğer herkes duygularını sohbetlerde konuşa konuşa tüketir, yakınlarıyla paylaştıkça köreltir, hepsi de aşk hakkında çok şey duymuş, okumuştur, aşkın ortak kader olduğunu bilirler.