Efendim, ne çok zaman oldu sizinle söyleşmeyeli. Sanki kelimelerinizin sesini içimde saklayan odalar toz tuttu, sizden gelen hitabın o ince, sükûnet veren nefesi kesildi de ben, sahipsiz bir yüreğin loş koridorlarında kendi gölgeme tutunur oldum. Yokluğunuz, bir çınarın devrilişini andırdı içimde; kökleriyle birlikte söken bir sessizlik çöreklendi kalbimin eşiğine.
Neredesiniz? Hangi ufkun rüzgârı aldı da sizi benden? Affınıza sığınıyorum; lakin özlemin ağırlığı, aciz bedenimin omuzlarına bir kış yükü gibi çöktü. Her gece, içinizde bıraktığınız yankıya dokunmaya çalıştım; fakat sesiniz olmadan her şey, hem eksik hem fazla geldi bu gönüle.
Siz nasılsınız? Mevsimin çetin soğuğu işlemesin yüreğinizin zarif hatlarına.Zira bilirim, bazı kalpler soğuktan değil, hatırlanmayışın keskin ayazından kırılır. Ben ise sizi unutmayan bir hatıranın içinde ısınmaya çalışıyorum; ne vakit adınız geçse, içimde tüten o ince ateşle.
Efendim, dönün. yahut dönmeseniz de bana bir işaret bırakın. Zira sizin suskunluğunuz bile, dünyayı anlamlandıran tek yetkin makam gibi geliyor bu mahzun gönlüme.