insanların söylediklerinden ve yaptıklarından daha fazla anlam çıkarmaya çalışırken, bazen kendi istediğimiz hikayeyi yazıyoruz. ama bazen de insan davranışlarını fazla kesin kurallarla açıklamaya çalışıyoruz. aslında günlük hayatta ikisini de yapıyoruz. birine çok değer veriyorsak, onun bize verdiği küçücük bir ilgiyi büyütüp büyük bir anlam yükleyebiliyoruz. aynı şekilde, bize verdiği açık bir ilgisizliği de küçültüp “ama”larla açıklayabiliyoruz. en kör edici tarafı da bu bence. bazen karşımızdaki insanı yanlış anlamıyoruz onu doğru anladığımız halde, anladığımız şeyi kabul etmek istemiyoruz. ve bu sadece “beni seviyor mu?” meselesi de değil. “beni önemsiyor mu, benimle gerçekten arkadaş olmak istiyor mu, beni hayatında istiyor mu, bana saygı duyuyor mu, benim verdiğim değerin karşılığını veriyor mu?” gibi soruların hepsinde aynı şey geçerli. insanların davranışlarıyla bizim o davranışlara yüklediğimiz anlam arasındaki farktan bahsediyoruz aslında. ama bir yandan da “eğer bunu yapıyorsa, net bir şekilde böyledir” gibi kurallar bazen faydalı bir gerçekçilik gibi görünse de, bunları hayatımızdaki her ilişkiye uygulamak da başka bir tür kendini kandırmaya dönüşebiliyor. çünkü insan davranışı her zaman bu kadar düz ve kesin değil ki. biri gerçekten seni isteyebilir ama bunu göstermeyi beceremeyebilir. korkabilir, reddedilmekten çekinebilir, ne istediğini bilmiyor olabilir, yanlış davranabilir ya da duygularını bastırabilir. hatta bazen biri seni gerçekten istiyor olabilir ama yine de sana iyi davranmıyor olabilir. ve bunun tam tersi de var..bazen istemiyordur ve biz sadece davranışlarına bir açıklama bulmaya çalışıyoruz. belki de asıl mesele, “neden böyle yaptı?” sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktan önce, “bana yaptığı şey benim için yeterli mi?” diye sorabilmek. çünkü birinin seni neden aramadığını, neden uzaklaştığını, neden böyle davrandığını sonsuza kadar çözmeye çalışabilirsin. ama bütün o nedenlerin sonunda değişmeyen tek şey, onun sana nasıl davrandığıdır.