trewag
— Bana yıldızları göster.
Arabanın farlarını kapatmış, telefonun fenerini açmıştım çoktan. Önümde uzun bir tarla vardı, küçük patika yoluna girdim. üzerimdeki kabana sığınır gibi sarıldım. Rüzgarın hiddetini ensemde hissediyorum, bedenim kasılıyor, nefesim titriyordu sanki. Yolu yarıladım, karşımda devasa paneller ve konteynerden olma küçük bir kulübe vardı. Bir süre cılız ışıkların aydınlattığı panellere baktım, ne kadar da fazlaydı böyle! Hepsine göz kulak olmak zor oluyor olmalıydı diye düşündüm etrafıma bakarken, sonra tebessüm ettim. Sanki bu boş tarlaya biri gelecek ve zarar verecekti de dedim kendime, cevap verir gibi yola devam ettim. Bir bu kadar daha yürümeliydim fakat ardımda uğuldayan köpek seslerine duraksadım. Ardıma dönüp boş olduğunu görünce daha hızlı yürümeye başladım. Ya köpeklere yem olacaktım ya da avcılara av. Ne kadar hızlı yürürsem yürüyeyim sanki yol daha da uzuyordu. Yüreğimi kulaklarımda hissediyordum, karnıma kramplar giriyor, nefesim daha da titrekleşiyordu. Burnum sızladı, gözlerim dolarken ellerim titredi, yaklaştıkça kasıldım. Özlem ne ağır duyguydu, özlem ölmek kadar acıydı. Kaybettiğini mi özlerdi sanki insan, sevdiğini her daim özlerdi.
trewag
bir kez daha seni bensiz terk ettim. her şey bir rüya kadar güzel kaldı, uyandığında beni de unutacaktın ve bu hep böyle rüya gibi kalacaktı. 41. kez aynı izimle duşunu alacak etkisinde kaldığın bir rüya varsayacaktın. dudaklarıma dokundum, senin mühürlediğin her şeyi bende sevdim.
dokunduğunda gerilen belim, nefesim kesik kesik çıktı. kolyemin uzayan zincirinin soğukluğuyla daha da titredi bedenim. nefesimi tuttum, şah damarımdaki dudaklarını derime işler gibi hissettim. kesik bi nefes aldım, nefes boğazımı tıkadı geri veremedim. her dakikam böyleydi, sensiz geçen her günüm böyleydi. özlemin kahredici sancısıyla kıvranıyordum ve senin bundan asla haberin olmuyordu.
•
Répondre
trewag
Çitleri aşıp ardıma panelleri aldım ve küçük camdan içeriye bakındım, göz ucuyla. Gözümden yaş süzülürken gördüm cânımın ardını, gözleri hafif aralık, mayışmış ayaklarını ısıtan ufoya bakıyordu ve kısık seste çalan müzikle düşünüyor olmalıydı. Dudaklarımı büzdüm, sakalları uzamıştı. Sakallarını ilk defa uzun görmüştüm, sıcaktan kızarmış yanağı onu daha da çekici yapmıştı gözümde. Feneri kapattım ve kapıya dokundum, kalbim yerinden fırladı, heyecan bedenimi ele geçirdi, oracıkta nefesimi kesti ve kapı aralandı. Aniden sıçradı, gözleri gözlerime korkuyla baktı ve ayaklandı. 'Ne işin var burada?' dedi sitem dolu sesle. Gözlerim doldu. 'Seni görmek istedim.' dedim kısık sesle. Ben içeriye geçerken o dışarıya göz atıp kapıyı kapattı. 'Şaşırdım sadece gecenin bu vaktinde burada olmana,' dedi. Daha fazla konuşmasın istedim, sözler bizi sıkmasın istedim. üzerimdeki kabanı çıkarır çıkarmaz dudaklarına hapsoldum. Beklemiyor olacak ki kalakaldı önce, sonra belime sardı kollarını ve koltuğa otururken beni de kucağına aldı. Küçük çocuklar gibi sığındım boynuna, teninin kokusuyla yıkandım bu gece. Bütün bedenim ondan izlerle sabah etti. Teni tenim oldu, tenim teninde hatıralarla yaşadı. Bu gece ona kavuştum, içimdeki özlem bütün gece dinmedi, sabahın aydınlığında onu öylece bırakıp gittim.
•
Répondre