olmadığın ikinci doğum günün bugün. ben artık alıştım yokluğuna. senden bana miras kalan sorumluluklar hâlâ zorluyor olsa da bi' şekilde hallediyorum anne, sen kendini üzme. eğer ölmeseydin kırk iki yaşına girecektin. dershaneden dönüşte pasta alacaktım sana, hediyeni birkaç hafta önce düşünüp bulmuş olurdum zaten. belki pasta işini babama bırakabilirdim çünkü pasta seçmekten hiç anlamıyorum, insanlar da beni ufak gördüğü için bayat pasta satıyorlardı bana. sende söylene söylene de olsa birkaç çatal alıyordun pastadan, sırf ben aldım diye. en son kutladığımız doğum gününde galiba mutlu etmiştim seni. en azından gözlerinden okumuştum mutluluğu. hediyeni de pastanı da kendi paramla almıştım hatta. ben bir sürü hayal kurmuştum anne. sana söylemediğim hatta kimseye söylemediğim, günü gelince başarmak istediğim, peşinden koşup yakaladığım, kendime yarattığım fırsatları hevesle sana anlattığım, üniversiteyi kazandığım, oradan kazandığım bursla sana sürprizler yaptığım, ilk maaşımla seni güzel bi yemeğe götürdüğüm sonrasında hoşuna gidecek bi hediye aldığım, tatil günlerimi üçümüze ayırıp yapamadığımız her şeyi, yapmak isteyip yapamadığın her şeyi seninle beraber yapmak gibi artık gerçekleşemeyecek bir sürü hayalim, isteğim vardı benim. oysaki hep derler, eğer olmasını istediğin şeyleri birine dahi anlatırsan olacağı varsa da olmaz. ben kimseye anlatmadım ki anne. bi tanesini bile dile getirmedim, herkesten sakladım ben isteklerimi. yine de olmadı işte. her denene inanmamak gerekiyormuş demek ki