ulku_ulkebey
Ona arkamı döndüm ve yürümeye başladım.
Başımı minik bir açıyla arkaya çevirdiğimde hala yerde dizlerinin üstünde durduğunu gördüm.
Onu gerçek anlamda mahvetmiştim.
Şimdi gidip annesinden teselli alabilirdi.
Tekrardan önüme dönüp omuzlarımı ve başımı dikleştirdim.
Ayağımdaki topuklu ayakkabılardan birinin topuğu kırılmıştı ve yürürken vücut ağırlığımın yarısını, topuksuz topuklu ayakkabının içindeki parmak uçlarıma veriyordum.
Yürümekte fazla zorlanınca ayakkabımı çıkarmak için yere eğildim.
İlk defa yalın ayakla yürümeyecektim.
Ayakkabı ayağımı sıkıca sardığından yere dizimin üstüne eğildim ve iki ayakkabımı da çıkartıp elime aldım.
Tam ayağa kalkacağım anda arkamda duyduğum iç çekiş sesiyle başımı o yöne çevirecektim ki sırtımda hissettiğim yoğun sızı yüzünden güçlü bir şekilde inledim.
Başım önüme düşerken ve derimin yırtılma sesi kulaklarıma dolup taşarken acı bir çığlık daha koptu dudaklarımdan.
Dizlerimin üstünde ellerimde yerde sırtımdaki bıçak aşağıya kayarken gözlerimden yaşlar akıyordu.
Yana doğru devrilip bakışlarımı yukarı kadırdığımdaysa Erez’in kahveleriyle buluştu yeşillerim.
Elleri titriyordu, benim kanıma, sevdiği ama aynı zamanda da nefret ettiği kadının kanına bulanmış elleri belki de ilk defa titriyordu.
“N’aptın sen?” Gibi bir feryat döküldü dudaklarımdan.
O saniye kendine gelmiş gibi kendini üstüme kapattı.
Kolları bedenimi kavradı ve beni kendine çekip yerde göğsüne bastırdı.
“Özür dileyemem değil mi?” Diye sordu.
Cevap veremedim.
Çünkü benim sonumu zaten oracıkta kendi elleriyle getirmişti.
Orada son nefesimi verirken yaptığı şey burnunu saçlarıma sürtüp kokumu içine çekmek oldu.
“Kokunu özleyeceğim, ama sen beni özlemeye fırsat bulamadan ben çoktan yanına gelmiş olacağım sevgili.”
…
Saldım bombayı.
Yeni hikayemden miniminnacık bir alıntı umarım seversiniz. Yaklaşık bir 55 bölüm falan oldu romanım fakat paylaşmaya hala yemiyor. Cesaretim kırıldı sanırım birazcık.