vante613

Hayattaki en kolay kaçış yolu kurban rolüne girmektir, ben böyleyim diyip aradan sıyrılmaktır. Geçmişi, başkalarını, hataları, yanılgıları ve hatta duyguları suçlayarak kendinden o ağırlığı atmaktır. Ama sorun tam da o ağırlığı atmaktadır. Şiddetli esen o rüzgâra aldırış etmeden sadece o yükün ne kadar zorlayıcı olduğuna odaklanıldığında tek çözüm yolunun onu bırakarak yola devam etmek olduğu sanılır. Taşımak zor geldiğinde bırakmanın ilerlemek için daha iyi geleceği düşünülür, ta ki o rüzgâr seni savurana kadar. Rüzgârın şiddeti, oradan oraya hoyratça sürüklerken akla ilk yarı yolda bırakılan ağırlık gelir ve o anda dilde de zihinde de tek bir kelime belirir: Keşke. 
          	Savrulmadan anlayamaz insan yüküyle birlikte ilerlemenin onun için daha doğru olduğunu. Tekrar tekrar o yüke kavuşmak ister. Kimisi savrukluğun peşine takılırken kimisi de tüm yorgunluğuna rağmen bıraktığına geri dönmek ister. 
          	Ne mutlu dönebilenlere! Ancak döndüğü zaman anlar insan, o şey aslında yük değil, seni ayakta tutan asıl şey. Bu sefer sımsıkı sarılır ona, düşürmek dahi istemez. Yavaşça adımlar; bir, iki... Başlarda hala ağır gelir belki ama onu rüzgârın şiddetinden, savrulmaktan korur. İlerledikçe fark eder, ilerlemesinde ihtiyacı olan asıl şeyin o yük olduğunu. Ona sarılarak yürür, yürür... Artık ağır olduğunu düşünmez çünkü kendisinden bir parçaya dönüşür. Adımları sağlam, bütün parçalarıyla beraber ilermeye devam eder. Fark eder ki artık her adımında rüzgârın şiddeti azalır, narin bedeni üşümemeye başlar. Rüzgârın hoyratlığından yorgun düşen suratına artık sıcacık güneş ışıkları vurmaya başlar hafif hafif. Yüzünde bir tebessümle önce arkasına sonra bulunduğu noktaya bakar ve o anda dilde de zihinde de tek bir kelime belirir: İyi ki. 

vante613

Beni buraya hala bağlı tutan, Tiéla ve aşıklarımın hasretine tutuklu kalan nicelerimizden biriciğimi, naçizane ufacık anlatmak istedim. O buraya yazdıklarımı belki görmüyor, belki bunları girip de kimse okumuyor. Ama burası benim yuvam. İçerisindeki toz tanesine kadar benim diyebildiğim ve bana ait olan, ait hissettiğim tek yuvam. Gittiğim her yolculuğun sonunda döneceğim yerim. Her bir yazım, duvarlarımın köşelerinde asılı ve yenilerine, yeni bana kucak açıp heyecanla onlara kavuşmamızı bekliyor. Kaybetmek istemeyeceğim en son değerim. Bu yeni yılda ve ömrümün sonuna kadar asla kaybetmek istemeyeceğim tek limanım.
Antworten

vante613

Olur öyle, hayat bu. Ama son kez sadece şunu söylemek istiyorum: Önemli olan bulunan cevap değil, kendine sorduğun sorular ve merakın. Şefkatli bir merakla kendine doğru soruları sormak için lütfen, önce kendine bakmayı unutma.
Antworten

vante613

Sihirli kelimeleri, suskunluğu, asi haykırışları, bazen utangaç bazen de alevle bakan gözleri, kıkırtısı, kirpikleri ve öpmelere doyamadığım narin parmak uçları bütün yaralarıma merhem oldu, sancılarımı dindirdi. Kanayan yaralarımı iyileştirdi, izleri birer birer özenle tamir etti. Ve yukarıda sorduğum tüm sorularıma cevap bulmamda en büyük destekçim oldu. Onun da beni cevaba ulaştıran kıymetli kelimeleri ile birlikte tüm bu sürecin sonunda ulaştığım şeyi söylemek istiyorum. Hatta inanır mısınız, utanmasam bağıracağım. Cevap ne biliyor musunuz? Olmaması. Evet. Cevap, bir cevabın olmaması. Ne kadar tuhaf değil mi? 7 yıl boyunca uğruna canını acıttığın her şey senin eserinmiş. Bir cevap arama isteğin seni yerden yere vurmuş da kulağına bir kelime fısıldayamamış ve sen yine gidip cevabın ne olduğunu aramak için başka zorlu yollar seçmişsin. Bir aynanın karşısına dikilip, gözlerinin tam içine bakıp korktuğunu zannettiğin her şeyi görmek yerine yıllarca kendini harap etmişsin.
Antworten

vante613

Hayattaki en kolay kaçış yolu kurban rolüne girmektir, ben böyleyim diyip aradan sıyrılmaktır. Geçmişi, başkalarını, hataları, yanılgıları ve hatta duyguları suçlayarak kendinden o ağırlığı atmaktır. Ama sorun tam da o ağırlığı atmaktadır. Şiddetli esen o rüzgâra aldırış etmeden sadece o yükün ne kadar zorlayıcı olduğuna odaklanıldığında tek çözüm yolunun onu bırakarak yola devam etmek olduğu sanılır. Taşımak zor geldiğinde bırakmanın ilerlemek için daha iyi geleceği düşünülür, ta ki o rüzgâr seni savurana kadar. Rüzgârın şiddeti, oradan oraya hoyratça sürüklerken akla ilk yarı yolda bırakılan ağırlık gelir ve o anda dilde de zihinde de tek bir kelime belirir: Keşke. 
          Savrulmadan anlayamaz insan yüküyle birlikte ilerlemenin onun için daha doğru olduğunu. Tekrar tekrar o yüke kavuşmak ister. Kimisi savrukluğun peşine takılırken kimisi de tüm yorgunluğuna rağmen bıraktığına geri dönmek ister. 
          Ne mutlu dönebilenlere! Ancak döndüğü zaman anlar insan, o şey aslında yük değil, seni ayakta tutan asıl şey. Bu sefer sımsıkı sarılır ona, düşürmek dahi istemez. Yavaşça adımlar; bir, iki... Başlarda hala ağır gelir belki ama onu rüzgârın şiddetinden, savrulmaktan korur. İlerledikçe fark eder, ilerlemesinde ihtiyacı olan asıl şeyin o yük olduğunu. Ona sarılarak yürür, yürür... Artık ağır olduğunu düşünmez çünkü kendisinden bir parçaya dönüşür. Adımları sağlam, bütün parçalarıyla beraber ilermeye devam eder. Fark eder ki artık her adımında rüzgârın şiddeti azalır, narin bedeni üşümemeye başlar. Rüzgârın hoyratlığından yorgun düşen suratına artık sıcacık güneş ışıkları vurmaya başlar hafif hafif. Yüzünde bir tebessümle önce arkasına sonra bulunduğu noktaya bakar ve o anda dilde de zihinde de tek bir kelime belirir: İyi ki. 

vante613

Beni buraya hala bağlı tutan, Tiéla ve aşıklarımın hasretine tutuklu kalan nicelerimizden biriciğimi, naçizane ufacık anlatmak istedim. O buraya yazdıklarımı belki görmüyor, belki bunları girip de kimse okumuyor. Ama burası benim yuvam. İçerisindeki toz tanesine kadar benim diyebildiğim ve bana ait olan, ait hissettiğim tek yuvam. Gittiğim her yolculuğun sonunda döneceğim yerim. Her bir yazım, duvarlarımın köşelerinde asılı ve yenilerine, yeni bana kucak açıp heyecanla onlara kavuşmamızı bekliyor. Kaybetmek istemeyeceğim en son değerim. Bu yeni yılda ve ömrümün sonuna kadar asla kaybetmek istemeyeceğim tek limanım.
Antworten

vante613

Olur öyle, hayat bu. Ama son kez sadece şunu söylemek istiyorum: Önemli olan bulunan cevap değil, kendine sorduğun sorular ve merakın. Şefkatli bir merakla kendine doğru soruları sormak için lütfen, önce kendine bakmayı unutma.
Antworten

vante613

Sihirli kelimeleri, suskunluğu, asi haykırışları, bazen utangaç bazen de alevle bakan gözleri, kıkırtısı, kirpikleri ve öpmelere doyamadığım narin parmak uçları bütün yaralarıma merhem oldu, sancılarımı dindirdi. Kanayan yaralarımı iyileştirdi, izleri birer birer özenle tamir etti. Ve yukarıda sorduğum tüm sorularıma cevap bulmamda en büyük destekçim oldu. Onun da beni cevaba ulaştıran kıymetli kelimeleri ile birlikte tüm bu sürecin sonunda ulaştığım şeyi söylemek istiyorum. Hatta inanır mısınız, utanmasam bağıracağım. Cevap ne biliyor musunuz? Olmaması. Evet. Cevap, bir cevabın olmaması. Ne kadar tuhaf değil mi? 7 yıl boyunca uğruna canını acıttığın her şey senin eserinmiş. Bir cevap arama isteğin seni yerden yere vurmuş da kulağına bir kelime fısıldayamamış ve sen yine gidip cevabın ne olduğunu aramak için başka zorlu yollar seçmişsin. Bir aynanın karşısına dikilip, gözlerinin tam içine bakıp korktuğunu zannettiğin her şeyi görmek yerine yıllarca kendini harap etmişsin.
Antworten

vante613

Yazmak, insanın kendini tanımasının en kolay yoludur. Çünkü zihin bir anda kendini ortaya koyuverir. Bir kelime daha meydana çıkmadan bir diğeri onu kovalamaya başlar. Her kovalamaca sonunda hepsi kendi yerini alır ve bir anlama dönüşür, bazen de anlamsızlığa. Bazen her kelimenin bir yeri yoktur. O sadece onu kovalayan diğeri gidene kadar koşturur sonra yerine döner. Ancak kendini mutlaka gösterir. O sığınakta hiçbir sözcük nefes almadan tekrar içeri girmez ya da dizelerde yerini almaz. Tam da bu yüzden yazmak, insanın kendini tanımasının en kolay yoludur. 
          Duygularını bastıran bir insan ne hissettiğini bilmez. Şu an ne yaşadığını, o duygunun adının ne olduğunu, o duyguyu nasıl yaşaması gerektiğini bilmez. Bilemez. Ancak düşünür ve düşünceleri o daha anlam veremeden kendisini göstermeye başlar. Ardından el ele hepsi zihninin önüne serilir. Kimisi doğrudur, kimisi yanlıştır ama hepsi oradadır. Yazmak da bu düşüncelerin hepsini düğümü kırılmış bir zincir gibi hızlıca ortaya koyar.
          
          Geçmişte yazdığım çoğu şeye baktığımda ilk fark ettiğim şey şuydu: Ben yaşıyormuşum.
          Korkuyormuşum, üzülüyormuşum, seviyormuşum, umut ediyormuşum... 
          Endişe ettiğim, aklımın ucundan dahi geçmeyen ya da hayalini kurmaktan uyuyamadığım çoğu ihtimali yaşadım. Ancak yaşamadan önce bunlara dair nasıl da endişe ettiğimi, aklımın ucundan dahi geçmediğini ya da hayalini kurmaktan uyuyamadığımı unutmuşum. Ben kendimi bulmak isterken asıl beni geride bırakarak yoluma devam etmişim, onu unutarak. Şimdiye ve geleceğe o kadar dikmişim ki gözümü, beni buraya getiren bütün parçaları yok saymışım. Belki de bu yüzden artık yazamıyorum. O sığınağın kapısını açmıyorum güvenli bir yer olduğunu bilmeden, o zincirin düğümünü kırmıyorum beni sıktığını bilmeden. Ufka bakmaktan önümde duran pırıl pırıl denizi, masmavi gökyüzünü, ayaklarımı ısıtan kumu ve arkamda duran yemyeşil manzaraya kör olmuşum, o dağları nasıl aşıp da buralara geldiğimi bilmeden.

vante613

Rastgele bir gecede, kendimi tekrar hatırladığım bir anda bir not daha bırakmak istedim buraya. Sancılı geçen onca anılarım da dahil her şeyin güzel olduğunu ve yine her şeyin güzel olacağını bilerek bir kez daha gidiyorum. Görüşmek üzere Vante.
Antworten

vante613

Hiç gerçekleşme ihtimalinden delicesine korktuğunuz bir şey oldu mu? O kadar acı veren bir şey ki bu şey, aklınıza ihtimali bile düştüğünde zihninizi susturmak için binbir türlü çabaya girdiğiniz bir şey oldu mu hiç? Herhangi bir ihtimal bu kadar ürküttü mü yüreğinizi? Bununla yüzleşmek fikrinin zerresi bile acıdan kesti mi nefesinizi ya da aldığınız her nefes battı mı göğsünüzün tam ortasına? Bu kadar dehşet bir şey var oldu mu hiç hayatınızda? Cevabı "Hayır." olanlar, dilerim böyle bir şey asla yaşamazsınız. Ben de yaşamamayı dilerdim ömrümün sonuna kadar ancak bugün tüm bu sorulara "Evet." demek zorunda kaldım. Bu evet, o kadar ani ve beklenmedik bir anda çarptı ki suratıma hala gerçekliğini sorguluyorum. Sanırım uzunca bir süre daha sorgulamaya da devam edeceğim. Zaten böyle bir şey nasıl kabullenilir ki ya da kabullenebilinir mi? Bu soruya uzun zaman önce evet diyenler, yalvarıyorum, bir şey söyleyin. Bu kadar acı bir şey nasıl kabullenilir de yüzleşilir? İnsan delirmiyor mu acıdan ya da öfkeden, kendini yiyip bitirmekle mi kalıyor sadece? 
          Peki, hayatınızda hiç birisinden nefret etmemek için binbir türlü çabaya girdiğiniz oldu mu? O kişiyi sevmek için gördüğünüz her kırıntıya dahi tutunup, yetmeyip bunlarla kendinizi avutup sonrasında da "Sanırım sevmem için bu bile yeterli." diyip de nefrete karşı direndiniz mi hiç? Bir de tam "Evet ya, seviyorum artık." dedikten sonra hayat nefret etmeniz için en sert darbeleri suratınıza vurduğunda yine de direnmeye devam ettiniz mi? 
          

vante613

Karanlık, klasiktir ki seni aydınlığa çıkaracak en nadide şeydir. 
Antworten

vante613

Bir de korkuyorum. Çok korkuyorum. Geriye kalan tüm kötü ihtimallerin gerçekleşmesinden, nefretin beni sarıp sarmalamasından, asla istemediğim o hale bürünmekten çok korkuyorum. Ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum. Bağırmak istiyorum, yapamıyorum. Susmak istemiyorum, susuyorum. Yapayalnız olmamama rağmen öylece kalakalmış hissediyorum. Düşünmek beni öldürüyor, düşünmeden edemiyorum. Geçsin istiyorum ama geçmeyeceğini biliyorum. Gün geçtikçe düşüyorum ama sanki her gün bir yeni adım atıyormuş gibi davranmaktan kaçınamıyorum. Kendimi kaybediyorum. Kendimi tanımak için hevesle çıktığım bu yolda hiç bulamadan kendimi kaybediyorum. Ve en kötüsü engel olamıyorum. Anlatamıyorum, artık doğru düzgün yazamıyorum, kendi içimde çözemiyorum. Beni, benden başka kimsenin kurtarmayacağının bilinciyle bu karanlığa çekilmeye devam ediyorum. Ve son bir şey merak ediyorum: Karanlık nedir?
Antworten

vante613

Hayatta her zaman sevginin nefretten daha güçlü bir duygu olduğunu savundum. İnsan sevdiği sürece her şeyi atlatabilir, her şeyin üstesinden gelebilir sandım. Saf sevgiye inandım; karşılık beklemeyen, sebep ya da sebepler aramayan, kendiliğinden oluşan sevgiye inandım. En güçlüyü hep sevgi gördüm. Ama bugün öğrendim ki onu her zaman yıkmaya gücü yetmese bile üzerine gölgesini düşürecek kadar büyük ve güçlü başka bir şey gördüm. Hayır, tanıdım. Hayır, yaşadım. Nefret. Sevgi gibi bir saflığa ihtiyaç duymadan tam tersi her gerekçeyi benliğine katarak büyüyen ve insanı ele geçiren asıl duygu, nefret. Hayatımda hiç bu iki aşırı uç aynı kişi üzerinde hakimiyet kurmamıştı. Ancak şimdi öyle bir haldeyim ki tüm vücudumu titreten, gözyaşlarımı akıtan, yüreğimin ortasına koskoca bir taş atan ve kalbimi böyle hızlandıran şeyin ne olduğunu bilemiyorum. Ne nefret olsun istiyorum sebebi ne de sevgi. Öyle bir acı ki bu, sadece hiçbir şey hissetmemek istiyorum. Bunu kabullenmek, bununla yüzleşmek ve bununla yoluma devam etmek istemiyorum. Bunların hiçbirini yaşamak istemiyorum. Bilmek istemiyorum. Duymak istemiyorum. Görmek istemiyorum. Ben sevmek istemiyorum, nefret etmek istemiyorum. Yemin ediyorum, yalnızca bir hiç gibi hissetmek istiyorum, her anlamda. Tatmayım bu hisleri, iyi ya da kötü düşmesin yüreğime istiyorum. O kadar ağır ki kaldıramıyorum. Çıldırıyorum, elimden bir şey gelmemesine ve gelmeyecek olmasına ölesiye çıldırıyorum. 
Antworten

vante613

Sevilmemişlik hissi çöküyor yüreğimin tam orta yerine son günlerde. Gecelerce uyutmayıp "Neden?" sorusuna cevap aramak ancak bir cevap bulamamak o ağırlığı daha da derine itiyor. Ben mi hak etmiyorum sevilmeyi yoksa insanlar mı beceremiyor sevmeyi sorusu uykularımı çalıyor, neşemi çalıyor, gücümü alıyor benden. Cevap bulamamak ise tüm bu özelliklerin zıttını yüklüyor zihnime. Susmuyor zihnim. Bedenime karşı zihnim o kadar hareketli ki susturamıyorum. Susturamıyordum ta ki bu geceye kadar. Bu geceye kadar düşüncelerim oradan oraya bitmek bilmez bir güçle zıplarken ben yalnızca nereye gittiklerini bilmeden peşlerinden sürükleniyordum. Bir köşede "Durun artık!" çığlıkları atarken bir yandan da gittikleri yerden bir cevap bulacakları umuduyla bekliyordum, usulca okşayacak narin bir el bekleyen küçük bir çocuk gibi. Bu gece sesim ulaştı savruk düşüncelerime ancak o el konmadı eğik başıma. Beni peşlerinden koştururken yaramaz gülüşlere sahip olan fikirlerim oldukları yerden dönüp bana bakamadılar. Çünkü durdukları yer almak istemeyeceğim bir cevabın tam ortasındaydı. Sevmeyi çok güzel bilen ve becerenlerin karşısında benim sevilmemişliğim onların da başını eğdi. Bunun umursuzca yüzüme vurulması artık her şeyi susturdu. Her şey olması gerektiği yerde durdu. Fakat geride ben kaldım. Bununla nasıl devam edeceğini bilmeyen tek ben kaldım. Sevilmek uğruna çaba sarf etmenin hatırlara dahi uğramamasının bilinciyle olduğum yerde kaldım. Benim bir bakışı bile silemediğim anılarımın, pişman olamadığım fedakârlıklarımın ve her şeyin sonunda bitik düşmüş yüreğimin tam ortasında öylece kalakaldım. 

vante613

"Tut hayatı, çevir yüzüne."
            Önce kendi yüzüne bak, sonra gözlerine, sonra gülümsemene, sonra içine, ta en içine... Ve oradan başla tam da kendini sevmeye.
Antworten

vante613

Ellerime geriye kalan son gücüyle tutunan inancım, yavaşça kayıp gitti benden. Dilsiz dilim, sessiz ellerim, çökük omuzlarım, yorgun gözlerim ve gücü tükenmiş ağrılı bedenim düş bahçelerinin kapılarının yavaşça kapanışını izledi öylece. Hiçbiri durduramadı inancımı. Yüreğimin kanat çırpmaktan biçâre düşmüş kuşları da kondu en son yanıma. Ardından bana bu gecede ve anda eşlik eden Sezen fısıldadı usulca: "Tut hayatı, çevir yüzüne." Gözyaşlarımın ıslattığı dudak kenarlarıma munis bir tebessüm yerleşti sonrasında. Beni arkasında bırakan inancımın ayak izlerine bakarken yüzümdeki gülümsemeyle ben fısıldadım bu defa: "Düşümden büyük bahçe de yok düşüm de.".
Antworten

vante613

Büyümek, son yıllarda o kadar hızlı yaşanan bir olay ki bunu kabullenemiyorum. 15 yaşında, tek hayatı okulu ve evi olan, aşık olduğunu zannettiği çocuğu aklından çıkaramayan ve her şeyden kaçıp zihnindeki o ütopyada yaşayan küçük kız olmadığımı kabullenmek istemiyorum. Artık daha gerçekçi bir hayat süren ve bu gerçeklik içerisinde hayal dahi kuramayan bir kıza dönüşmemi kesinlikle kabullenmek istemiyorum. Küçükken düşlerimde gördüğüm ve kendimce oluşturduğum büyüklüğümden bu kadar ayrı olmamı gerçekten kabullenmek istemiyorum. Küçük ben'in gözlerinde hayal kırıklığı görme korkusuyla arkama dahi dönüp bakamıyorum. Geçmişim yakalarımdan sıkıca tutunup arkamdan sürüklenmeye devam ederken hevessiz bir şekilde zorla ileriye doğru adım atmaya devam ediyorum. Benliğim, hayallerim, çocukluğum yanıbaşımdan hüzün dolu gözlerle geçip giderken yalnızca utançla gözlerimi kaçırıyorum. Ben her şeyimle birlikte, el ele tutuşup geleceğe doğru neşeli ve güçlü adımlar atmak istiyorum. Ne geçmişim ne de geleceğim bana yük olsun istemiyorum. Ne benliğim ne de hayallerim beni terk etmesin istiyorum. Bugün, büyümek denilen bu yolda bir adım daha ilerlerken dilediğim her şeyi yapabilmeye birazcık daha yaklaşmış olabilmeyi ümit ediyorum. Bu yolda uzun mesafeler katetmeden arkama bakıp küçük ben'in "Başardın!" nidalarıyla yoluma devam etmek istiyorum. İnanın, çok bir şey değil. Yalnızca daha çok kendim olabildiğim ve sevgiyi daha çok hissedebildiğim bir yaş diliyorum. Bu yolda bir adım daha atacağım zaman durup soluklandığımda geldiğim yerde "İyi ki!" diyebilmeyi çok istiyorum. İyi ki...

vante613

Daha gidilecek çok yolum var, aşılacak çok engelim. Ama bugün bulunduğum şu noktada hem sana bakıyorum hem de bugünkü bana ve inan ki diyorum "İyi ki!".
Antworten