huzursuzluk sık sık bizim eve gelirdi, bazen soframıza misafir olurdu. bazen yatıya da kalırdı, uyutmazdı anlattıklarıyla. konuşup dururdu, susmazdı bazen gece boyu. bazen kahve içip, oyunlar oynardık. kahve isterdi, sussun diye koşa koşa gidip kahve yapardım. susmazdı ama hep anlatırdı. bazen onu oyunlarda yenerdim, kahvemi ondan önce bitirirsem önüne geçerim diye düşünürdüm. durup durup bir şey söyler, yine o kazanırdı.
eskiden kendimden geçerdim. kendimi çiğneyip geçerdim. ama şimdi, bedenim çelikten bir duvar gibi. kırıp geçmenin imkânı yok. demek ki yükselişimmiş benim görünmezliğime neden. demek, zihnimden bir dev yaratmammış beni şeffaf yapan.
kayra haklıymış. gerçekten de hikâyenin sonuna geliyoruz. ve çok yükseklerden düşeceğiz. unutuyoruz. hissetmiyoruz. istemiyoruz. yaptıklarımız, daha çok eski alışkanlıklar. konuşmalarımız, elli kelimelik bir bulmaca. çok fazla tanıdık hayatı. şimdi kusma zamanı. ama her tükürdüğümüz pislik, yanında bizden bir parça da götürüyor.
seni ilk tanıdığımda 6 yaşındaydım, gerçekten tanıdığımda 15, bir gecede 60 yıl yaşlandırdığında 16 ve tamamen bittiğini, elimden kayıp gittiğini anladığım zaman 17. yaşımı bitirmiş olacağım