Siyahın içine hapsolmuş bir beyaz olarak kalmak, dünyanın en sessiz savaşıymış meğer. Sen kendi karanlığında yolunu bulmaya alışkındın; o zifiri karanlık senin evin, senin sığınağın, senin gerçeğindi. Bense gökyüzünün en parlak mavisine inanarak büyümüştüm.
Elini tuttuğumda o karanlığın içine çekileceğimi biliyordum ama senin ışığın olabileceğime dair o çocuksu inancım, korkularımın önüne geçti. Yorulduk sevgilim.
Sen beni o karanlıktan korumaya çalıştıkça, aslında kendi uçurumunun kenarına daha çok yaklaştın. Ben ise sana renk katmaya çalışırken, kendi renklerimin birer birer soluşunu izledim.
Griye hiç ulaşamadık biz; çünkü aşk, boyaların birbirine karışması kadar basit bir matematik değilmiş. Biri diğerini yutmadan var olamıyormuş bu denklemi bozuk hikâyede.