Açsın yaprakları solan zambakların
Essin rüzgâr, dağıtsın saçlarımı,
Varsın taşsın yüreğimden acılar,
Yaksın ciğerimi nice yangınlar,
Yaşıyorum.
İlla ağız dolusu söylenmez ya bu söz,
Bazen sessiz, bazen fısıltıyla, bazen de kırgındır sesimiz.
Olsun, varsın böyle geçsin bir kaç yıl daha.
Titremez ellerim, titrerse dizsin kurşunu gövdeme kıblem.
Yol uzun, ben gidiyorum.
Söz uzun, susuyorum.
Bahçeler şenlensin,
Sofralar kurulsun,
Bir tabakta koyun,
Benim canım otursun baş köşeye,
Bir tabakta koyun,
Ölen ölmüş, yaşayan yaşıyor denmesin.
Yaşıyorum.
Her sabah koştuğum metrolarda,
Gençlik çürütmeye başladığım okul masalarında,
Eve dönüş yolunda,
Arkadaşla buluşma saatlerinde,
Ve ağlayan gözlerimi silen eller sayesinde.
Bugün yol uzak,
Gidiyorum.
Yürek soğur mezar görünce,
Ve de o mezara hiç gömemediyse sevdiğini.
Geldim, misafirinim bu gece diyemeyince,
Ama vardığı yerde eğreti durunca,
Sarılamadığı mermere öylece bakarken,
Yaşıyorum bile diyemeyince,
Ama yaşıyorsa, bu defa sessizce.
Düzülsün yollar önüme,
Gidiyorum.
Bir matem giydimse gelirken,
Şimdi soyunup çıplak kalıyorum,
Varsın göstersin o parmaklar beni,
Bir matemi soyunmak ne demek bilmeyenler tarafından.
Açsın çiçekler, şenlendirsin bahar ülkemi,
Güneş seslensin ülkeme,
Bezensin yeşillikle her taraf.
Yaşıyorum.
Henüz, ve dahası.