yasamaqolmur

çok sigara içerdi o fikret. ben mevcut bir savaşın ortasında bile onu sigarasıyla gördüm. vazgeçmişti. ben mevcut bir savaşın ortasında onun için onunla birlikte savaştığımı düşünürken o bizden çoktan vazgeçip bir sigara dumanını içine çekti. o gün bugündür, onun çektiği her duman benim ciğerimi yakar, anlıyor musun fikret. anlamıyorsun. vazgeçildiğim bir savaş uğruna öldüm ama hâlâ yanmaya devam ediyorum. ne zaman kül olacağım fikret. ne olur artık kül olayım. kurtulayım.

yasamaqolmur

çok sigara içerdi o fikret. ben mevcut bir savaşın ortasında bile onu sigarasıyla gördüm. vazgeçmişti. ben mevcut bir savaşın ortasında onun için onunla birlikte savaştığımı düşünürken o bizden çoktan vazgeçip bir sigara dumanını içine çekti. o gün bugündür, onun çektiği her duman benim ciğerimi yakar, anlıyor musun fikret. anlamıyorsun. vazgeçildiğim bir savaş uğruna öldüm ama hâlâ yanmaya devam ediyorum. ne zaman kül olacağım fikret. ne olur artık kül olayım. kurtulayım.

yasamaqolmur

apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
          gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
          bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
          ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
          bil ki seni düşünüyorum
          bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acil
          örtün karanlıkları masmavi denizlerde
          ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
          o bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
          bil ki seni bekliyorum
          bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
          kendini tadılmamış derin bir hazza bırak 
          dökülsün dudağından en umutlu şarkılar 
          bil ki seni istiyorum
          gecelerden bir gece uyanırsan apansız
          uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse 
          bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız 
          ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse 
          seni seviyorum 

yasamaqolmur

sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. ilkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak ge-rekeceğini duyurup duran. ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım.

yasamaqolmur

bu son kaybın ağırlığıyla kaskatı kesildim. insana dair hiçbir şey kalmadı bende. öyle derin duyguları olan biriydim ki parçalara ayrılırdım eskiden. şimdiyse içim kurak. tabii ki önemsiyorum etrafımdakileri. yalnızca bunun anlaşılması için mücadele veriyorum. karşıma bir duvar çıkıyor. önceden güçlü olduğumu ve hiçbir şeyin beni yıkamayacağını hayal ederdim. şimdi. öyle. güçlüyüm ki. hiçbir şey yıkamıyor beni. ve artık tek hayalim yeniden zayıf olmak.

yasamaqolmur

kırıldı kalemin ucu, kurudu mürekkep. ne yazılacak bir kâğıt vardı masamda ne de yazacak bir kalem. rüzgâra boyun eğen kâğıt parçaları gibi savruldum masalın tam ortasında. satırlara sığınmaktı en iyi yol belki... sığınamadım. dile getirmeliydim belki de? beceremedim. enkazımdan savrulan parçalar çökmüştü boğazıma çünkü; çıkmıyordu sesim. belki bir fısıltı? asla... kelimeler doğru düzgün yan yana gelmiyordu bile zihnimde. her biri kuytulara gizlenmiş, saklıyordu yüzlerini. sigaramdan sızan dumanın arasından çevirdim bakışlarımı gökyüzüne. gecenin karanlığına boyun eğmişti tüm yıldızlar. sadece, sadece bir tanesi ışıldıyordu tüm ihtişamıyla ve ben kalemimin ucunu daldırdım o parlayan yıldızın ışığına. sonra... sonra savurdum kalemi gökyüzüne, geceye bizi çizdim...ve zehirli elmanın etkisi, müebbet yemiş hislerimin haykırışlarıyla hepten esir alırken vücudumu, daldığım derin uykudan araladım gözlerimi.

yasamaqolmur

eve dönmenin evi terk etmekten daha zor olduğu vakitlerde sana gelmek ihtiyacının bıraktığı mağduriyeti ve mağlubiyeti omzumun kaldıramadığını bil isterim. şu dünyada bu omuzlarıma bırakılan bizden büyük yükü nasıl taşıyamadığımı, sırtımın kamburu ile her sokak ortasında nasıl çöktüğümü bil isterim. sokak sokak seni aradığımı, bulsam dahi sana gelen ayaklarıma veda ettiğimi, sana gelen yolların sen tarafından mayınlarla döşeli olduğu gerçeğinin zihnimde kaç hücreyi infilak ettirdiğini bil isterim. nolur bil, hisset anla. sana hiç bu kadar çok gelmek istemedim. hastanelerde koşarken çıkıp senin kapında köpek gibi sana yalvarmak istediğimi bil isterim. bak, senin uyuduğun vakitler bir bankta seni unutmayı dilerken dahi sana kıyamayışımı bil. bütün anıları unut, bu saydıklarımı bilme ama gülüşünün, hâlâ bir yerlerde güldüğün avutusunun sırtıma dağ, acıma su olduğunu bil. seni daima hep.