yergrodas

beyazların yöresinde nasibim kalmadı

yergrodas

İsimsiz, çürük, ahşap kapımın önünde kusurlu bir aziz, odamın ses geçirmez duvarları içinde kusursuz bir delildir. 
          bastırılmış, ezilmiş, kullanılmış, kaybedilmiş, saklanılmış, gizlenilmiş… 
          en tahmin edilemez olanlarından.
          her sabahı bir ağıt, her gecesi bir karmaşa.

yergrodas

İsimsiz kendi ruhunu gırtlaklar. 
          kapattığı her bir kapıyı, attığı her bir adımı, yürüdüğü koridorları, koşarak kaçtığı korkuları, fısıltılarını, acı gözyaşlarını, cansız kıkırtılarını, çatlak kahkahalarını, boğuk çığlıklarını, ölüşlerini, dirilişlerini, sızlanmalarını, inleyişlerini, yüzüne vuran ışıkları, kanayışlarını ve öpüşlerini bilirim.
          İsimsiz’in şehveti şiddette yatar.
          İsimsiz’in şehveti merhamette yatar.

yergrodas

İsimsiz, ardında birleştirdiği ellerinde bir demet misk çiçeği taşır. tüfeğinin deliğini sarar, doldurur, kendi aklına sıktığı her bir kurşunda, misk çiçeklerinden biri acımasızca solar, kanar avuçları. aklındaki mermiler bir yığın olur, delirir, İsimsiz. ötelik halini tutamlarından çıkartır öfkeyle.