Asen, küçük elleriyle tuttuğu çıngırağını sallayarak poposunu bir ileri bir geri zıplatıyor, ağzıyla neşeli sesler çıkartıyordu. Henüz oturmayı yeni öğrenmesine rağmen arada bir dengesini kaybedip geriye doğru düşüyor, düşmekle kalmayıp ayaklarını tutarak kendine çekiyordu. Böylelikle yattığı yerde ayakları havada kalıyordu.
Şimdi de o anlardan birindeydi. Sürekli otururken düşüp durmasından dolayı sırtı ve kafası yumuşak halının yüzeyine düşmüş, bacakları hava da kalmıştı. Canı acımadı, bunu defalarca kez yaptığı için eskisi gibi artık ağlamıyordu. Tuttuğu ayaklarıyla sağa doğru yavaşça devrildiğinde içeri giren kocaman, dev gibi bir adamı fark etmedi.
Asen halının üzerinde yan bir şekilde yatarken artık elinde çıngırağı yoktu. Tuttuğu ayaklarından birini alıp ağzına soktuğunda çıkmak üzere olan dişlerinin kaşıntısını ayaklarını ısırarak gidermeye çalışıyordu. Bu sırada ona yaklaşırken keyifli bakışlarla onu izleyen kocaman adam Asen'i iki eliyle havaya kaldırıp havalandırdığında Asen, şaşkınlıkla karışık bir mutluluk çığlığı atmış, ona güven veren kolların sahibini hemen tanıyarak kendini ona emanet etmişti.
"Babasının prensesi..." dedi Yaman Karaca. "Çok mu kaşınıyor babam dişlerin? Kıyamam ben sana." Asen'i yavaşça göğsüne yatırıp boynuna ve yanaklarına öpücükler kondurdu. Asen bu sefer ki hedefi babasıydı. Yüzünü minik elleriyle tutup ağzını kocaman açarak Yaman'ın burnunu ısırmaya başladı. Yaman'ın boğazından hoş bir kahkaha çıktığında kızını sevgilere boğmak istedi adeta. "Beni yiyemezsin küçük hanım."
Yaralı Günce