2

271 49 6
                                    

|Bölüm 2: Güvensizliğin temeli

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

|Bölüm 2: Güvensizliğin temeli.

******

Hayatın bize çizdiği bir yol vardır: iyiyle veya kötüyle biten bir son, dikenlerle yahut gül yapraklarıyla bezelenmiş iki ayrı yol. Ama hayatın bana sunduğu yol bunların dışında, üçüncü bir yoldu. Bana bir seçme şansı verilmeden daha, o yolda ilerlerken bulmuştum kendimi.

Hayat acımasızdır. Kim olursak olalım, nerede olursak olalım her daim bizi sınayacak bir engel çıkar karşımıza, dengeleri bir anda altüst eder.

Ben güçlüydüm, ama kime göre? Hayatın bana çizdiği yol kanlarla kaplı bir yoldu, önüme çıkan engeller ise kanlı savaşlardı, ölümlerdi. Peki ne için? Bu ölümler ne için?

Zihnimdeki peşi sıra gelen düşünceler silsilesini alır götürür umuduyla rüzgâra sığındım. Her kanat çırpışımda hızımı biraz daha arttırdım ve yıldırım gibi gövdeme çarpıp giden rüzgârın, zihnimdeki düşünceleri de beraberinde götürmesini diledim. Ama sadece dilediğimle kaldım. Rüzgâr canımı yakmıyordu belki ama düşüncelerim zihnime sızdıkça  kalbim acımaya başlıyordu. Ben; mutlu gözüktüğüm bir maskenin altına sığınmış, içten içe ölen bir ruha sahiptim.

Acılarımı gizlerdim. Kimse görmesin, görüpte bana acımasın diye susar, etrafıma bir duvar örerdim. O duvarın içine aldığım sadece iki kişi vardı: babam ve benden bir yaş büyük olan jimin hyung.

Güven, hiçbir zaman kolay elde edilen bir duygu olmamıştı. Güven fedakârlık gerektiren, emek verilmeden elde edilemeyen, sikik bir kan bağına bile bakmayan zehir gibi bir duyguydu. Güvenin bir kere kırıldı mı, zehir içsen ve ölüp gitsen bile bu kadar acı çekmezsin. Güven kırıklığı söndürülemez bir yangın başlatır kalpte, ölsen bile geçmeyecek ızdırap verici bir acı, bir yangın...

Ben güvenmiştim. Kendimden bile çok güvenmiştim ve o kişi kan bağıyla bağlı olduğum öz abimdi. Babamdan bile önce gelen tek kişiydi.

İnsanlar arasında bir söz var: kız çocuklarının ilk aşkı babalarıdır diye bir söz. Ben bu sözü kendime uyarladım ve en acı gerçekle yüzleştim. Sahi, ben ne demiştim küçükken? Benim ilk aşkım ve her daim örnek alacağım kişi abimdir. Ne de aptalmışım.

Tüm krallıklar bizi dört kardeş sanıyorlar, oysa biz bir zamanlar beş kişiydik. Beş güçlü duygu, beş ayrı düşünceydik. Babam küçükken bize hep aynı şeyi anlatırdı, hikaye yerine ondan kendimizi dinlerdik. Şöyle başlardı anlatmaya:

"Bakın küçük ejderlerim, iyi dinliyesiniz beni. Benden kendinizi dinliyesiniz. Jungkook'um, benim küçük meleğim. Sen sevgisin, zarafetsin küçüğüm. Bir kar tanesisin, çok güzel ama fazlaca kırılgansın. Birisi seni sevmek, sana sevgisini vermek için dokunsa hemen eriyip gidersin. Ama güzel çocuğum, sen yok olurken bile yaşam verirsin. Eriyip suya dönüşür, seni öldüren kişiye yaşam pınarından bir damla su bırakırsın. Sen; asla kin tutmayı beceremeyen, benim saf ejderim. Sen abilerinin içerisinde en merhametli olansın."

Dragon Kingdom || TaeKookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin