"Ben biraz dolaşacağım, anne. Birazdan gelirim," dedim, annemin vereceği cevabı beklememiş, kapıyı açıp dışarı çıkmıştım. Derin bir nefes aldığımda uzun zaman sonra yaşıyormuş gibi hissetmiştim. Günlerce evden çıkmamamın sonucunda bunu yaşamam normaldi sanırım.
Sokakta yürümeye başladığımda nereye gideceğimi bilmiyordum. Sadece yürüyordum, uzaklaşmak istiyordum buradan.
Üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen, her şeyi dün yaşanmış gibi hatırlamak kalbimi kırıyordu. Beş yıl olmuştu. Koskoca beş yıl... Ama kalbim hâlâ ilk günkü acıyı yaşıyordu.
Artık eskisi gibi değildim, olmaya çalışsam da olamıyordum. Okul yılları bitmişti, artık büyümüştüm, kendi işimi yapıyordum ve artık aptal bir müzik grubunun gitaristiyle mesajlaşacak kadar zamanım da yoktu. Bundan şikayet de etmiyordum ama hayatımın tamamen değişmiş olması ister istemez kalbimin burkulmasına neden oluyordu.
Bir alt sokaktaki parka geldiğimde bir banka oturup etrafı izlemeye başladım. Ağaçlar yapraklarını dökmüştü, en sevdiğim mevsim yaşanıyordu ve ben buna rağmen mutlu değildim.
Sonrasında, kaydırağın ucunda oturan küçük kız dikkatimi çekmişti. Ağlıyordu, bunu görmek canımı acıtmıştı. Bu küçücük yaşında onu üzebilecek şey neydi?
Kalkıp ona yaklaştığımda hıçkırıklarının sesini daha iyi duymaya başlamıştım. Karşısında durup eğilerek boylarımızı aynı seviyeye getirdiğimde gülümseyerek konuşmaya başlamıştım.
"Merhaba," dediğimde ellerini ıslak yanaklarından çekmiş, büyük mavi gözleriyle bana bakmaya başlamıştı.
"Neden ağlıyorsun?" dediğimde dudaklarını hafifçe bükmüş, sonrasında konuşmaya başlamıştı.
"Ben oyun oynamak için evden çıkmıştım. Ama evimi bulamıyorum. Annem bana çok kızacak," dediğinde hayatımda gördüğüm en sevimli çocuklardan birisinin karşımda durduğunu düşünüyordum.
"Hm, anladım. Peki annenin telefon numarasını biliyor musun? Ya da babanınkini?"
"Hayır, bilmiyorum," dediğinde gözlerinde hayal kırıklığını görmüştüm. Oysaki bu yaştaki çocukların gözleri her zaman sevinçle parlamalıydı. Bir şekilde onu mutlu etmem lazımdı.
"Tamam, üzülme. Evini bulacağız, merak etme," dediğimde aklıma hâlâ bu sevimli kız çocuğunun adını bilmediğim gelmişti.
"Peki bu güzel prensesin adını öğrenebilir miyim?" dediğimde gülmüştü.
"Adım Aurora. Senin?" dediğinde şaşkınlıkla gülümsemiştim.
"Şansa bak ki benim adım da Aurora. Tanıştığıma memnun oldum," dediğimde tatlı bir kahkahayla bana karşılık vermişti.
"Hadi gel, biraz dolaşalım, belki evini buluruz. Bulamazsak da polise gideriz, olur mu?"
"Olur," dediğinde kaydıraktan kalktı ve elimi tuttu. Birlikte yürümeye başladığımızda bana heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatmaya başlamıştı.
"Biliyor musun, benim babam ünlü," dediğinde oyuncak bebekleriyle diğer çocuklara hava atan zengin kız çocuğu gibi gözükmüştü.
"Gerçekten mi? Ne güzel," dediğimde ballandıra ballandıra anlatmaya devam etmişti.
"Hem de bir müzik grubu var," dediğinde belki de hiçbir alakası olmamasına rağmen aklıma o gelmişti.
"Adı ne peki? Belki tanıyorumdur," dedim, içimde biraz da olsa korku vardı. Saçmalıyordum belki de, sanki müzik grubu olan tek kişi o renkli kafaydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mistake ↠ m.c
Short Story"Yaptığım en iyi hata, sana güvenmekti." © allyinvalley, 2015.
