Fazlaca alınmış Prozac midemi alevler üzerinde gezdiriyordu. Kalbim bileklerimden akan kandan ötürü kudurmuş, ağzımdaymış gibi hissettirme başlamıştı ama kesik acısını hissetmiyordum. Bilincim ise tamamen yerinde değildi. Daha dün gördüğüm rüya beni derinden etkilemişti ve Onur'un yanına gitmek istiyordum. Gözlerim geriye doğru kayıyordu, sesler ise tamamen kesilmişti. Gözlerim tamamen kapanıp görüş alanım karardığında dünyadan ayrıldığımı düşünmüştüm.
Düşünceler etrafımı adeta karabasan gibi sarmıştı. Hepsi adeta yüzüme tokat atıyor ve tükürüyordu. "Sen ne zaman bu hale geldin?" çığlıklarını kulağımın dibinde tur atıyorlardı. Boynuma doğru hücum eden gözyaşlarımı ve onun bıraktığı kızarıklığı, boğazımdaki kuru acıyı hissedebiliyordum. Karanlığın en kuytu köşelerine sinmiş ve kendini dumanlara saklamış düşüncelerim her zamanki gibi aklımın en derin ve en sinsi yerinde tek başına dans ediyordu. Saç diplerim karıncalanıyor, parmak uçlarım yumuşak havayı yokluyordu.
Karanlıkta bulunuyordum ve tamamen madde değildim. Ayaklarım yoktu ve sanki bir bulutun üstündeymiş gibi hissediyordum. Karanlık yavaş yavaş beyaza döndü ardından yerler yeşillendi, ağaçlar ortaya çıkmaya başladı. Yukarısı mavileşti ve kuşlar ortaya çıktı. Sol tarafımda çok sert akan nehir kendini ele verdi fakat sesini duyamıyordum. Arkamı döndüğümde ise gri kayanın üstünde oturan arkası dönük bir beden gördüm. Ona daha dikkatli bakınca sarı kıvırcık saçlarından Onur olduğunu anladım. Adım atmayı denedim fakat olmuyordu. Ayaklarım yoktu ve vücudumu ileri atmaya çalıştığımda güçlü bir çekim beni yerime sabitliyordu. "Onur." diye bağırmaya çalıştım. Sesim havaya karıştı ve Onur'a ulaşamadı. Kendim bile duyamadım sesimi. Kendimi konuşmaya zorladığımda boğazım parçalanıyor gibiydi. Sadece Onur'un yakınında olduğumu düşledim. Gözlerimi kapadım.
Gözlerimi açtığımda Onur'un arkasındaydım. Tahminim doğruydu. Araftaydım. Burada madde değildik. Ruh idik. Ellerimi Onur'un sert omzuna koydum. Onur ona dokunduğum gibi kafasını bana çevirmişti. Bal gözleri benim gözlerimle buluşunca bakışları beni kesti. Dudakları hafifçe açıldı sonra gene kapandı. Gözlerinin içine baktıkça derin bir denizde boğulduğumu hissettim. Konuşmasını bekliyordum fakat cevap gelmiyordu. Havanın soğuğuna ve nemine derimde tur atmasına izin verdim.
Onur'un geniş eli benim elimin üzerini tamamen kapadığında bakışlarımız daha da derinleşti ve ben o denizde daha da boğuldum. Elimi tutmaya çalıştı. Kaşları ise alnına doğru çatılmıştı. Yüzü sanki üzgün köpek yavrusuna dönmüştü. Benden özür dilemeye çabalıyordu. Gözünden intihar eden göz yaşını diğer eliyle saklamaya çalışsa da görebiliyordum. Elimi onun elinden kurtardıktan sonra genişçe açarak yanağıyla sertçe buluşturdum. Şaşırtıcı ki hiçbir sesi duyamazken tokat sesini duyabilmiştim.
"Sen doyumsuz orospu çocuğunun tekisin. Hak ettiğin yer burasıydı. " Ağzımdan çıkan kelimeler bu sefer havada boğulmadı. Onur da ben de dediklerimi duydu. Gözyaşları boynuna doladığı ipi daha da sıktı ve daha güçlü intihar etmeye başladı.
Bulunduğu durumu elbette bana zevk vermiyordu. Hatta onun ölmesi beni parçalara ayırmıştı. Çünkü ben onu hala deliler gibi seviyordum. Yaptıkları hepsini affetmiştim hatta. Onun için de intihar etmemiş miydim ben? Ama onu sevemezdim. Gururum, onurum bunların hepsi parçalanırdı. Onun için gözyaşı dökemezdim. Onur beni hiçbir zaman sevmemişti. Seven adam beni üzecek şeyler yapmazdı.
"Ayrıca sen gittikten sonra kimse göz yaşı dökmedi, biliyor musun? Ne Nur ne Semih ne de Pars. Kimse sana değer vermiyordu." Onu kırmak istiyordum. Onu kırıp parçalara ayırmak istiyordum. Nasıl ben kırılıp parçalara ayrıldıysam o da ayrılmalıydı. Gözyaşları artık akmıyordu. Bunları sırf onu üzmek için konuştuğumu fark etmişti. Fakat gene ağzını açmıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Srap
General Fiction"Hristiyanlıkta 7 günah işleyenler için cehennemin 7 katı hazırlanmıştır, Nur fakat sen bu katları göremeyeceksin. Çünkü senin cehennemin benim." Onur Poyraz'ın ölümünden sonra açığa çıkan kirli sırları ve arkadaşlarının ayakta kalma çabasını anlata...
