Yüzümün ve burnumun kızardığına yemin edebilirim. Her sinirlendiğimde böyle oluyor. Bu beni fazlasıyla güçsüz gösteriyor. Güçlü olduğumu iddia etmiyorum ama hırçın ve dilbaz tarafım sayesinde o kadar da güçsüz sayılmam.
Aniden gelen korkunç bir sesle irkildim. Ne olduğunu anlamak için etrafıma baktım ki asansörde olduğumu hatırladım. Hayır! Lütfen aklıma gelen şey olmasın diye düşünürken birden ışık söndü. Hayır! Hayır! Hayır! Lütfen Allah ım lütfen bana bunu yapma ben burda nefes alamam hayır lütfen. Nefes... Nefes alamam ben hayııııırr. Asansör düşedebilir. Hayır Henna hayır sakin ol. Şimdiye kadar düşmedi de sen binince mi düşecek? Olabilir ki. Kaza dediğin bir kere olur. Yaklaşık 5 dakikadır içerdeyim ve her geçen saniye nefesim gidiyor. Asansörün aynasından bakarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Birazdan asansörde kaldığımı farkedip beni kurtaracaklar. Evet evet kurtulacağım buradan. Bayılmayacağımda. Evet Henna sakin ol. Hem ilk kez kalmadınki asansörde. Ama o zaman Kerem vardı. Şimdi beni sakinleştirecek bi Kerem de yok. Kereeeeemm. Boşuna bağırıyorum ya. Kerem nereden duyacak sesimi? Kerem olsaydı şimdi böyle olmazdım. Sahi. O olsaydı beni nasıl sakinleştirirdi? "Düşünki burada değiliz" derdi. "Düşün ki herkesden uzak küçük bir evdeyiz. Sen bahçede kitap okuyosun bense seni izliyorum. Çok güzelsin. Okurken kendi kendine gülüyorsun. Bayılıyorum kendini kitabın içene atıp olayları kendin yaşıyormuş gibi tepki vermene." derdi. En son kaldığımızda aynen bunları söylemişti. Gözlerimi kapattıp hayal etmeye başladım. Turuncu evimin çiçeklerle dolu balkonundaki ahşap salıncakta oturuyorum. Balkonumuz fazlasıyla büyük. Her zaman ki gibi kitap okuyorum. "Yine mi Henna? O sadece bir kitap. Gerçekte olmuyor. Ha olsa bile sana olmuyor." diyor o bayıldığım ses. Yine mi ağlıyorum ben? Ah evet. Gözyaşımı silip yanağımı öpüyor. Kahretsin olmuyor. O olmadan olmuyor işte. Bu hayalleri sadece ona sarılırken kurabiliyorum. Gövdem benden bilinçsizce sağa doğru düşerken kendimi tutamadım bile.
***************************
Gözlerimi açmak için çabalarken tavandaki ışıklar buna engel oluyordu. Işığa meydan okuyarak gözlerimi açmaya çalıştım. Zorla da olsa açabilmişimdim. Çevremi görebiliyordum ama herşey bulanıktı. Etrafıma toplanmış insanlar meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Uyanıyor galiba " dedi içlerinden biri. Vücudumu saran kol, bunu duyunca daha da sıkı sardı."Tamam sanırım bundan sonrasını ben halledebilirim." dedi tanıdık bir ses. Yumuşak ve içimi okşayan bu ses, Kerem'den başkasına ait olamazdı. Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Yavaşça doğrulmaya çalıştım. Beni engelleyerek dizlerine tekrar yatırdı. Kokusu her zaman ki gibi muhteşemdi. "Hemşireler bile uyandıramadı seni. Ne inatçısın yahu. Ah Henna neden bu kadar korkaksın ki? Sana kendini sakinleştirmeyi öğretmiştim, öğrettiklerimi uygulasaydın böyle olmazdı." Uygulasaymışım böyle olmazmışmış hıh. Aptalsın Kerem aptal. Aptalın tekisin. Aptal Kerem, aptal Kerem, aptal Kerem. Sen olmasan ben nasıl sakinleşeceğim? Doğrulmaya çalıştım, tekrar beni engelleyince "kalkmak istiyorum" dedim. Beni onaylarcasına başını salladı. Dirseğimden destek alarak kalktım. Sanırım kalkmakla hata yapmışım. Dizlerim biraz uyuşuktu ve başım ağrıyordu. Gölerimi Kerem'e çevirdim. Uzun kahverengi saçları anlına dökülmüştü. Bu hallerine bayılıyorum. Saçının ıslak hali ve dağınık hallerini çok seviyorum. "Dediklerimi unuttun mu kurabiyem? Hayal kurunca herşey geçer." dedi Kerem. Ha? N.Ne? E.Eskisi gibi. Eskiden bana böyle kurabiyem derdi. Kurabiyeyi çok sever ve bana eskiden hep kurabiyem derdi. Bunu söyleyişini çok özlemişim. Her neyse bu çocuk hâlâ hayal kurunca geçeceğini mi sanıyor gerçekten? Etrafıma bakayım dedim ama pişman oldum. Etrafıma baktığım için değil, neden daha erken bakmadığım için. Büyük koridorun ortasında biz yerde otururken siyah deri koltuklarda oturan teyzeler ve amcalar bize uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Bu salonda neden sadece yaşlıların olduğunu düşünürken duvardaki tabela çekti dikkatimi. Fizik tedavi katında kalmışım. Buradan, bu pozisyondan çabucak çıkmamız gerekiyordu. Kerem de bunu farketmiş olacakki "bahçeye çıkalım mı?" dedi. Evet demek yerine yerimden kalkıp elimi Kerem'e uzattım. Elimi tuttu ama elinden destek alarak kalktı. Ya Allah'ım neden her hareketinde bu çocuğa tekrar aşık oluyorum. Yerinden kalktı ve elimi bırakmadan çıkışa doğru gittik. Koyu yeşil çam ağaçların bulunduğu bahçede en sessiz yere doğru ilerledik.
