Bölüm 2

240 9 1
                                    

"Şimdi de anılar galerisine girin ve atalarımızın emanetlerini huşuyla seyredin. Erkek ve kız kardeşlerinizle birlikte bu emanetlere saygı göstermek ve onları anlamak için seçildiniz."

Genç rahip ve rahibe adayları; o vakte kadar yalnız dışından tanıdıkları, koyu renkli ve uzun tahta binaya girerken heyecanlıydılar. Manastırın rahibeleri içeride mumlar yakmışlardı, ataların emanetleri bunların titrek ışığında parıldıyordu. Aziz Erich Skaja'nın, Ulrich Dopatka'nın ve Johannes Fiebag'ın ayakkabıları işte oradaydı. Ama karılarınınkiler yoktu. Ayakkabılar, ele deri gibi yumuşak gelen, fakat deri olmayan garip bir metaryelden yapılmıştı. Bilgeler Kurulu'nun üyeleri bile bu sırrı çözememişlerdi. Manastırdaki rahiplerden biri belki de eski zamanlarda, bu tür kürkü olan hayvanlar bulunduğunu açıkladı. Büyük Yıkım'da bu hayvanların da yok olmuş olmaları gerekiyordu.

Rahip adaylarının yaşça en büyükleri olan, 17 yaşındaki Christian elini kaldırdı. "Muhterem Birader," diye saygıyla sordu. "Aziz Johannes'in ayakkabılarının üstündeki yazı işaretlerinde ne diyor?"

Rahip yumuşak bir gülümsemeyle yanıt verdi: "Sadece baştaki REE harfleriyle sondaki K harfini okuyabildik. Ama yazının anlamını çözmeyi başaramadık."

Christian yine elini kaldırdı. "Saygıdeğer Birader, eski zamanlarda postların üstünde harflerin oluştuğu harfler mi vardı?"

Biraz kızan rahip, "Sen zeki bir çocuksun," diye karşılık verdi. "Tabii ki ulu Tanrı için her şey mümkündür."

Yarı karanlık salonun bir hücresinde ataların keseleri sergileniyordu. Manastırın rahibi, bu keselerin İlk Ataların Kitabı'nda "sırt çantası" olarak adlarının geçtiğini söyledi. "Çanta" kelimesi "kese"yle eş anlamlıydı, ama sırt kelimesinden bu bağlamda bir anlam çıkmıyordu.

Rahiple rahibe adayları yine bir bilmeceyle karşı karşıyaydılar. Nedeni; keselerin çok renkli bezlerden oluşmaları, ancak bu bezlerin aslında olmamalarının mümkün olmayışıydı. Aziz Johannes'in ayakkabıları gibi keseler de yumuşak ve esnektiler, öyleyken yeni zamanların iki yüz otuz altı yılı içinde bozulmadan kalmışlardı. Rahip adayları, sırrının çözülmesi gereken pek çok şeyin bulunduğu olağanüstü bir dünyada yaşadıkları için, ulu Tanrı'ya şükrettiler.

Aziz Ulrich Dopatka'nın torbasında bulunan parıltılı halat da çözülmesi gereken sırlardan biriydi. Halatı oluşturan elastikiyetli ve fakat kopmayan esrarengiz maddeyi kimse tanımıyordu. Bununla birlikte, İlk Ataların Kitabı'nda bu maddenin "plastik" olarak adı geçiyordu. İşte bu, Bilgeler Kurulu'nun o çok bilgili üyeleri tarafından bile anlamını bilmeyen çok eski zamanlarda oluşturulmuş bir kelime olsa gerekti.

Manastırın rahibi onlara "ambalaj kağıdı"nın bir parçasını gösterince, rahip ve rahibe adayları garip bir his duydular. Aziz Erich Skaja'nın Büyük Yıkımın Şarkısı'nı karaladığı madde kadar mat, parıltılı vr kahverengiydi, bu. Saygıdeğer ve kutsal atalar ne kadar acı çekmişlerdi kim bilir! Eski zamanlarda kim bilir ne kadar olağanüstü bilgeler ve malzemeler, insanların emrindeydi!

Emanetlere yapılan ilk ziyaret bir saat sürdü. Rahip adayları hiç bilmedikleri gereçlerle karşılaşmışlardı. Bunların arasında, İlk Ataların Kitabı'nda "saat" diye adlandırılan gizemli cisimlerde vardı. Bunların bir tanesi saydamdı ve tek ibresi daima güneşin batımı yönünü işaret ediyordu. Rahip saatle bir gösteri yaptı: Bu "saat"i eliyle ne kadar çevirirse çevirsin, mümkün olduğunca çabuk güneşin batımı yönüne çevriliyordu.

Rahip adaylığı töreni doruk noktasına ulaşmıştı. Adaylar, Aziz Berlitz'in Taşı'nı ilk kez görecekleri anı sabırsızlıkla bekliyorlardı. Manastır rahipleriyle rahibeleri, güçlenen ilahilerin eşliğinde en kutsal alana girdiler. Bütün girinti ve çıkıntılardaki raflarda yağ lambaları yanıyordu. Çam yağının ağır kokusu havayı zenginleştirmişti. Öndeki odanın tavanında yusyuvarlak bir delik açılmıştı. Güneşin bir ışık huzmesi altar (kilise) masasını aydınlatıyordu. Ve orada küçük bir taburenin üstünde Aziz Berlitz'in Taşı dikkati çekiyordu. Manastırın, sahibi bulunduğu en büyük hazineydi bu.
  Başrahip III. Ulrich bir şükran duası olarak okudu. Oradakiler duygulanmış olarak eğik başlarla dinliyorlardı. Yortunun tören bölümü, "Aziz Berlitz, Tanrı'nın bu armağanı için teşekkürlerimizi kabul et !" çağrısıyla son buldu. Rahip adayları başrahiplerin etrafında toplanmışlardı. Din adamı, Aziz Berlitz'in Taşı'nı dikkatle kaldırdı ve yüzünde aşırı mutlu bir gülümsemeyle gençlere doğru uzattı.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Mar 09, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

KIYAMET ZAMANIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin