bölüm 1

47 6 1
                                    

"Beni akışına bırakmalıydınız!" diye bağırdım tekrar.

Golden Gate Köprüsü bir ölüme daha şahit olacaktı.

Köprünün sağdaki direğinin en tepesine çıkmıştım. Üzerimdeki siyah elbiseyle oraya kadar çıkmak çok zor olmuştu. Çıplak ayaklarım köprünün demirine değerken soğukluk beni ürpertiyordu bir yandan. Golden Gate'in tepesinden şhri seyre dalmıştım. Şimdi masum duruyordu şehir içindekilerle. Ama içindeyken tüm masumluğunu kaybediyordu. Yalancılar kol gezerken attığınız her adımda daha çok batıyordunuz.

Sonunda tüm bu tantanadan kurtuluyorum.

Rüzgarda siyah elbisem ve açık saçlarım dalgalanıyor. Ölümün kokusu yayılıyor etrafa. Yakınlığını duyuyorum. Arka tarafı iplerle çapraz bağlanmış bir sırt dekoltesine sahip elbisem üşümeme neden oluyor. Sonra elimdeki çantamdan kalemimi çıkarıyorum. Geçmeyen kalemle koluma bir şeyler yazıyorum:

"SADECE BİRAZ KALP AĞRISI KESİN BİR NEDENİ YOK BU ÖLÜMÜM"

Sonra kalemi aşağı atıyorumve elimde bulunan bir adet siyah gülü daha sıkı tutuyorum. Ardından ellerimi karnımda birleştiriyorum.

İnsanların acı çığlıkları arasında yavaşça kendimi denize bırakıyorum.

Hissettiğim şey mütiş . Hızla aşağı soğuk sulara doğru düşüyorum. Ölümün histerik kahkahasını atıyorum içimden.

Ardında soğuk denize gömülüyorum. Çarpmanın şiddetiyle daha da derine inerken kafam aniden sert bir şeye çarpıyor ve suda hareketsiz duruyorum. Gözlerimi denizin kirli suyu yakarken hala onları açık tutmaya çalışıyorum. Kafamı çarptığım yerden kırmızı keskin bir sıvı yükseliyor yukarılara doğru. Elimdeki siyah gül yavaşça parmaklarımın arasından giderken gözlerimi kısıyorum. Ve sonra daha fazla kısıyorum. En sonunda tamamen kapanıyorlar. Tüm hayata kapanıyorlar. Ve ölüme merhaba diyorlar

Lanet olasıca hayatımı mutlu bir şekilde teslim etmeye hazırlanıyorum... Acı hissetmiyorum içimde. Sadece geçmiş günlerin burukluğu.

Bu iğrenç hayata elveda diyorum.....

* * *

Gözlerim doğan güneşin esiri olmuşken yaşadıklarım geliyor aklıma. Golden Gate ?

Hemen o yazıyı yazdığım kolumu açıyorum.Silik bir şekilde "Sadece Biraz Kalp Ağrısı...." yazısı ortaya çıkıyor. Ardından siyah elbisemin hala üzerimde olduğunu görüyorum ve etrafı inceleme gereği duyuyyorum.

Küçük bir balıkçı kulubesi. Eski ve kirli eşyaların hakim olduğu bir yer.

Sonra beynimde bir şimşek çakıyor.

"Goden Gate'den öncesini hatırlamıyorum!!!"

Ben biraz daha düşünmeye devam ederken eski görünüşlü tahta kapı gıcırdayarak açılıyor. İçeri yüzünü henüz seçemediğim bir çocuk giriyor. Az sonra daha da yaklaşınca siyah saçları ve mavi gözleriortaya çıkıyor.

Sesimdeki buruklukla konuşuyorum ; "Ben ölemedim değil mi ?".

Yüzünde hiçbir ifade değişmemişti. Sanki hiçbir şey hissetmiyor ya da düşünöüyor sadece nefes alıyor gibi. Ki ben böyle kişilere alışkındım. Çevremdeki neredeyse herkes sadece yanımda duruyordu. Sadece bedeni benimle oluyordu. Düşünceleri ve ruhu daima başka yerde. Yalnızca soluyordu. Benim soluduğum havayla aynı havayı soluyordu.

Düşüncelerimdee kurtulmuşken o da söze girdi : "Hayır gördüğün üzere hala bu iğrenç dünyadasın. Golden Gate'den atlayıp nasıl sağ kaldığını bilmiyorum. Sanırım bir ...........mucize........"

Artık yüzünde biraz olsun şaşkınlık vardı. Nedensiz bakmıyordu etrafa.

Başımı kaaldırıp kalkmaya çalıştığımda neredeyse beynim parçalanmış gibi hissettim. Acıdan dolayı Ağzımdan hafif bir inleme kaçtı.

Başımı kendimi ldürecek kadar acıtmıştım oturduğum yerde doğrulmak için.

Sonunda bunu başarmıştım ve anında sağ elimi başımda acının geldiği yere götürdüm ister istemez.

Kandan keçeleşmiş ve birbirine yapışmış saçlarım yaranın üzerinde bir tabaka oluşturuyordu.

Az önceki şaşkınlıktan arınmış ve hissiz bir şekilde neredeyse zorla konuştu:

"Doktor yarasını ellemesin dedi"

Elimi geri çekerken

ben de konuştum:

"Beni neden doktora götürdün?"

"Seni orada bırakıp ölmeni mi bekleseydim yani?"

"Bir zahmet bekleseydin. Ben kurtarılmak için atlamadım oradan!"

"Emin misin yardıma muhtaç duruyordun. Başındaki yara seni denizden çıkardığımda teknemde bir kan gölü oluşturdu."

"Bana sormadın bile! Yaşamak isteyip istemediğimi!"

"Herhangi bir şey yazmıyordu 'ölmek istiyorum' ya da 'istemiyorum' gibisinden. Ayrıca da ölmek için fazla gençsin."

"Bazı düşüncesizler yaşadığım bu kadar az yılda dahi hayatımın içine etmeyi başardı.". Biraz durduktan sonra konuşmayı sürdürdüm. Bu sefer ses tonum düşük ve yumuşak konuşuyordum. "Kaç gündür uyuyorum?"

"Hastahanede 11 gün ve burada da 3. günün sabahındasın."

"Kahretsin!" diye mırıldandım.

O ise içeri girdiği kapıyı tekrar açtı ardından "Benim evime gitsek iyi olacak. Bu pis yerde.........." dedi. Devamını getirmediği cümleyi yarım bıraktı. Benim yanıma geldi ve ondan destek almamı sağlayarak yürümeme yardım ediyordu.

Siyah lanet elbisem yürümeme engel oluyordu. O da bunun farkındaydı sanırım ki "İntihar için iyi bir kıyafet seçimi!" dedi. Beni o kulübeden çıkardığında Etrafın deniz olduğunu fark ettim. Gözümle dışarıyı süzdüğümde buralar bir yerden tanıdık geliyordu. Biraz daha yürüdüğümüzde iki katlı bordo boyanmış bir evin bahçesine girmiştik. Sonra cebindeki anahtarla kapıyı açtı ve beni içeri girdirerek oradaki koltuklardan birine otutturdu. Kendisi ise yandaki tekli koltuğa oturdu.

Yaklaşık 15 dakika sonra sanki başımdaki ağrı daha da artıyordu. Başımı dengede tutmakta zorlanıyordum. Ağrı bana üstün gelmeye başlamıştı.  

 ikinci hikayem bu sefer umarım beğenirsiniz

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jun 28, 2014 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Can you hear the silenceHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin