Garip ölüm

152 1 2
                                    

Yeni açılan dedektif  bürom ana baba günü gibiydi .

O günü hala unutmuyorum. Ziyaretçiler arasında dedektiflik camiasından herkes vardı. Bürom, Stanford sokağındaki evimin hemen yanında idi. Konuşma yapmanın vakti gelmişti. Kürsüye doğru yaklaştıkça kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı. Kürsüye çıktım ve konuşmaya başladım. "Baylar bayanlar burada bulunan herkese teşekkür ediyorum. Benim burada olmamı sağlayan bu dedektiflik bürosunu açmamda maddi ve manevi yönden yardım eden kişilere teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum" diyerek, kırmızı kurdeleyi yanımda duran birkaç önemli dedektifle birlikte kestim. O anda alkış tufanı koptu. Bütün gün boyunca uğraştığım kişiler yüzünden yorulmuştum hemen yatağıma yatmak istiyordum. Bütün gün boyunca telefonlar susmamıştı. O gün deliksiz uyudum. 2. Gün ise tam tersi oldu; o kadar tebrik ve kutlamadan sonra dedektiflik bürosu bomboştu, ortalığı sessizlik kaplamıştı. Bütün gün boyunca böyle devam etti. 3. gün de yine aynıydı, yalnızca sessizlik vardı. 4. ve 5. Günleri yine bütün gün telefona ve kazandığım birkaç Ödüle bakarak geçirdim. Sıkıntıdan baygınlık gelecekti artık. 1 hafta boyunca ne telefon geldi ne de ziyaretçi. Bang Dedektiflik Bürosunun 2.haftasında ise günün sonlarına doğru bir telefon geldi. Telefondan "İmdat ! İmdat ! Yardım edin" diyen bir kadın sesi geldi. Ondan sonra telefondaki bağlantı kesildi. Hemen sinyal cihazımı aramaya başladım ama ararken içimden bir ses polisi aramamı söylüyordu. Ama polisi arasaydım bir hafta boyunca beklediğim bu şans gidecekti. Elimdeki bu şansı kaçıramazdım. Sonunda cihazımı dolabın üstünde buldum. Sinyaller Brushtime sokağından geliyordu. Hemen ceketimi giyip büromdan çıktım. Brushtime sokağı büromdan 4 km uzaklıktaydı. Arabama atlayıp yola koyuldum. Brushtime sokağına vardığımda 6 nolu eve koşmaya başladım. Karşımdaki ev iki katlı bir evdi. Kapıya gittim ama kapı kilitliydi. Kapıyı zorladım, tekmeler attım ama nafile. Hemen maymuncuk setimi çıkardım ve kapıyı açtım. "Kimse var mı !" diye seslendim. İçerden ses gelmiyordu, hemen tabancamı çıkardım ve yavaş yavaş evin içine girdim. Salona girdiğimde salonun ortasında ayaklarından tavana bağlanmış, boynu kesilmiş bir kadın cesedi duruyordu karşımda. Hemen polisi aradım. 5 dakika sonra polisler evin önündeydi. Yanıma bir polis yaklaştı ve soru sormaya başladı. "Etrafa dokundunuz mu beyefendi?" "Hayır" "Peki cesedin burada olduğunu nerden biliyordunuz?" "Ben Johny Bang" "Aaa siz şu ünlü dedektiflere çıraklık yapan adam değil misiniz?" "Evet bir hafta önce kendime özel bir dedektiflik

   bürosu kurdum ve sanırım bu kadın benden yardım isteyen kadındı" "Peki niye polisi aramadınız?" "Dedektiflik büromu kurduğumdan beri hiç kimse beni olay için aramadı. Ben de bu şansı kaybedemeyeceğimi düşündüm ve işte buradayız." "Sorgunuz karakolda devam edecek" dedi ve beni polis arabasına bindirip karakola götürdüler. Karakola vardığımızda beni yine sorguya çektiler. Karakoldan çıkarken bu olayın elimden kaçtığını düşünmekten kendimi alamıyorken eskiden çıraklığını yaptığım dedektif Bay Cleacton'a rastladım. Kahverengi gözlü, çok da uzun olmayan, kel, bronz tenli, gür sakallı, garip huyları olan bu adam, olay yerinde şaheserler yaratıyordu. "Merhaba Bay Cleacton" diye seslendim. Sanırım beni fark etmemişti, yine "Merhaba Bay Cleacton" diye seslendim. Arkasını döndü ve bana gülümser bir şekilde "Merhaba Johny" dedi. "Nasılsınız? Böyle dalgın dalgın nereye gidiyorsunuz?" "İyiyim Johny. Senin bulduğun ceset ile ilgili soruşturma yapmaya gidiyorum." "O davayı elimden aldıkları için mutsuzum" "Aslında Johny benim şu sıralar daha önemli işlerim var, bu davayı istiyorsan sen alabilirsin" "Gerçekten çok memnun olurum Bay Cleacton" "Tamam o zaman görüşmek üzere Johny" "Görüşürüz Bay Cleacton" O gün çok mutluydum çünkü sonunda kendime özel bir davam vardı.

Johny BangHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin