Sana geldim kapın kırıktı. Duvarların birbirine çok yakındı. Sana geldim, dört köşeli bir parantezin içinde kayıptım. Kartlarımı açtım, gözlerinin içine baktım, bir şeyler söyledin, yalandı. Ne söylersen söyle sana güveneceğim ortadaydı. Gitmekten bahsettin, gitmekten bahsettin, gitmekten bahsettin, aklım almadı. Duran bu kadar yalanın içinde bu kadar gerçek gidebilen tek şey sen olabilirdin. Aklım durur mu? Başımda kalmadı. Senin için kıyafetler bakmıştım, yemekler bakmıştım, denizler bakmıştım, yollar bakmıştım, fallar bakmıştım, senin gözlerinle aynalara bakmıştım. Sen benim babaannemin başörtüsüne yapışık sakızdın, sen benim alışveriş yapmadığım hâlde selam verdiğim bakkal amcaydın, kırdığım ilk bardaktın, takımı bozduğum için annemden yediğim ilk dayaktın, sen 91. dakikada yediğim goldün, kendimden gizli gizli içtiğim biraydın, sigaraları yarım attığım sokaktın, takip ettiğine inandığım sesin, bir cenaze evindeki kalabalık, mezardaki yalnızlıktın. Sana geldim, kalbim kırıktı.